Bundan yaklaşık 13 yıl önce bir üniversitenin festivalinde tanışmıştık Cem Özkan’la. Geçen yıllar içerisinde tanışlığımız, eser miktar gitaristliğimle tıngırtadışımı paylaşıp kafasını

şişirebildiğim, her şeyi konuşup paylaşabildiğim, modum düştüğümde koşup bana moral veren bir abi kardeş ilişkisine dönüştü. Cem Abi, Anka dergi için röportajcılığına soyunduğum bu günlerde de beni yalnız bırakmayarak, konuğum olmayı kabul etti.

1-Cem Abi müzisyenliğin haricinde sen aslında bir de müzik yapımcısısın. Müzikle ilk tanışmandan bahseder misin? Müziğin mesleğin haline gelmesi ne zaman ve nasıl oldu?

Müzik, gerek dinlemek olsun, gerekse elime geçen herhangi bir enstrümandan ses çıkarmak olsun, küçük yaşlarımdan itibaren beni hep büyülemiştir. Seksenlerde henüz bir ergenken, ülkemizde de Life İs Life adlı şarkılarıyla popüler olan zamanın Avusturya’lı rock grubu Opus’un İstanbul Açık Hava Tiyatrosu konserine gitmiştim. Hep bir ağızdan şarkıları söyleyen binlerce insanın arasında dururken “benim işim bu olmalı!” dedim. Sonrasında hayatımı, mümkün olan her noktada müzik yapabilecek şekilde inşa etmeye başladım. İlk olarak, biraz da tesadüfi olarak seçtiğim bas gitar çalmayı öğrenmeye başladım. Bir kaç senelik sıkı bir öğrenme sürecinden sonra, hem kendi grubumda bas gitar çalıyor hem de müzik piyasasında bas gitarist olarak farklı gruplar ve sanatçılarla çalışıyordum.

2- Favori müzisyenlerin var mı? Kimlerden ya da nelerden ilham alırsın?

Bas gitaristlerden, Jaco Pastorius, Flea, Stanley Clarke, Victor Wooten, Marcus Miller, Mark King, Billy Sheehan şu an aklıma gelenler. Çok fazla müzik grubunu seviyorum ama Chilly Peppers ve Dire Straits benim için diğerlerinden farklıdır. Genelde ilham aldığım şey müzik değil insanlar ve insan ilişkileri oldu genelde. Duygular, mekanlar, anılar, okuduğum bir hikaye, duyduğum bir söz, aslında galiba her türlü hayat tecrübesinden ilham alabiliyorum.

3- Sen meşhur “Kemancı” döneminde de çalmış bir isimsin, o yılları nasıl anımsıyorsun? Özellikle bu satırları okuyacak genç arkadaşlara o dönemi ve kendi çağdaşlarını anlatabilir misin? Şimdiki dönemle o dönem arasında kıyaslama yapsan neler söylemek istersin?

Alt Kemancı’ nın açılışından Üst Kemancı açılışına kadar Kemancı müzisyeniydim. Üst Kemancı’nın açılışını o zamanki grubum Hear No Evil ile yapmıştık. Hatta çoğu kişi bilmez, Üst Kemancı inşa edilirken rahmetli Zeki Abi sahneyi hidrolik bir sistemle iner kalkar yaptırmıştı. Açılışta çalmamızı istediğinde kendisine o sahnenin bizim enerjimize dayanamayacağını ve yüksek ihtimalle kırılacağını söylemiştim zira çok enerjik, hoplayıp zıplayan bir gruptuk. Kendisi her ne kadar inanmadıysa da açılış gecesi büyük bir ihtişamla üzerine çıkıp hidrolik sistemle yükseldiğimiz sahne, biz çalarken kırıldı ve bira fıçılarının üzerine oturtularak hayatına devam etti. Ben de Amerika’ya gittim ama bunun sahneyi kırmamla alakası yok. Alt Kemancı, (çok popülerleşmeden önce) o dönem İstanbul ‘da rock müzik dinlenebilecek en güzel mekandı. Şu an ülkemizde popüler olan rock grup ya da santçılarının hemen hepsinin yolu Kemancı sahnesinden geçmiştir. Dönemsel ya da genel olarak kıyaslama yapmayı doğru bulmuyorum. Bulunduğumuz dönemde de bizim o zaman aldığımız keyfi yaşayan ve yaşatan mekanlar, o keyfi alan insanlar, müzisyenler vardır eminim. Kemancı bizim dönemimizdi ve bizim için özeldi.

4-Amerika’da da yaşamış biri olarak ülkemizle sektör anlamında farklılıkları neler? Orda insanlar sadece müzik yaparak yaşayabilir mi? Hiç ülkemize döndüğün için pişmanlık hissettin mi?

Amerika’da sadece müzik yaparak yaşamak mümkün ama kolay değil. Cover yaparak tıpkı ülkemizdeki gibi turistik yerlerde çalışıp hayatını kazanan müzisyenler var. Esas mevzu tabiki kendi müziğini yaparak bir yere gelmek ki bunu başarırsan zaten genelde dünya çapında tanınan bir duruma geliyorsun. Ben Amerika’da yaşadığım süre boyunca, hem bir işim oldu hem de müzik yaptım. Müzisyenlerde ve müzik sektöründe farkettiğim genel farklılıkların başında, insanların daha bilgili ve daha az boş egolu oluşları geliyor. Fark yaratan bir diğer özellik de yeni fikir ya da daha önce denenmemiş şeylere karşı daha cesaretli olmaları olabilir.

5- Film müzikleri de besteliyorsun. Ben yayınlandığı dönemde Melekler Korusun dizisinin sıkı bir takipçisiydim. Senin müziklerin de diziye çok yakışıyordu. Film müzikleri bestelemek mi yoksa şarkı yapmak mı hangisi seni daha iyi tanımlar?

Çok yönlü, üretken bir besteci ve müzisyen olmayı seviyorum. Müziğin her yerinde olmak ayrı keyif veriyor açıkçası.

6- Ben müziksever olarak, albüm anlamında tam bir kaset dönemi insanıyım. Sevdiğim sanatçıların albümünü alır, dinlerken kartonetlerde şarkı sözlerini, söz-besteci bilgilerini ve varsa hikayelerini okurdum. Günümüzde albüm kavramı var mı sence? Yoksa dijital platformlarda singlelarla mı yürüyor iş. Bir albüm yapmak isteyen müzisyen adaylarına neler söylemek istersin?

Periyodik olarak tekli çıkarmak daha yaygınlaştı son dönemde gördüğüm kadarıyla ama hala albümler de çıkıyor. Sanırım bunlar çok kişisel ya da proje bazlı kararlar.

– Son olarak keşke bunu ben yapsaydım dediğin bir şarkı ve müziklerini ben besteleseydim dediğin bir film-dizi var mı?

Dire Straits – Money For Nothing şarkısını bestelemiş ve Friends dizisinin müziklerini yapmış olmayı isterdim.

Avatar fotoğrafı

Yazar: Uğur Günel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir