Gazeteci Aslı Atasoy’un yönettiği “Kitabın Rüyası” kitap kapakları evreni üzerine bir belgesel. Yönetmen Aslı Atasoy’un bir röportaj esnasında tanıştığı Birol Bayram’ın yıllar boyunca binlerce kitap kapağı tasarımı yapmasını keşfetmesi üzerine ile bunun dünya rekoru olma fikri ile çektiği belgesel bu alanda bir ilk. Ülkemizde az sayıdaki sanat belgeselinden birisi olan “Kitabın Rüyası”, yurt içinde ve dışında festivallerde gösterildi, ödüller aldı. Aslı Atasoy’un aynı zamanda yapımcısı olduğu “Kitabın Rüyası” kapak tasarımı üzerine evrensel bir belgesel olma özelliği taşıyor.
Yönetmen Aslı Atasoy, dünya rekoru olma potansiyeli taşıyan bu üretimin yapay zeka vasıtasıyla ne anlama geldiğini araştırarak, ülkenin entelektüel hafızasına yön veren isimlerin tanıklığıyla arşivlik bir filme dönüştürüyor. Kitabın Rüyası, kendi evrensel yolculuğuna devam ediyor.
“Kitabın Rüyası” belgeselini yapma fikri nasıl doğdu? Bu projeyi başlatan temel motivasyonunuz neydi?
Kitabın Rüyası, benim bir rekor hikayesinin peşine düşmemle ortaya çıktı. Rekorun sahibinin bile belki de ilgilenmediği, dile getirmediği bir konuyu belgesele taşıdım. O rekorun ne anlama gelebileceği üzerinden yola çıkan bir fikirdi. Motivasyonum elbette sadece istatistiksel bir rekor değildi. Birol’un binlerce kapağı aslında Türkiye’nin son çeyrek asırlık görsel hafızasının bir parçasını gösteriyordu. Bir insanın binlerce kez kapak çizmesi ama adının bu kadar az bilinmesinden çok rekorun kendisi çekici geldi. Filmde görüşleri ile Zeynep Atakan, Ahmet Ümit, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Mehmet Y. Yılmaz, Sevengül Sönmez, Yekta Kopan, Tibet Sanlıman, Horasan, Selçuk Altun ve Gamze Varım’ın da olduğu geniş bir tanık listesi yer aldı. Sorduğum sorularla kitap kapağı tasarımı meselesine derinlikli olarak ele almaya çalıştım.

Belgeseli hazırlarken en çok zorlandığınız süreç neydi?
Her şeyi tek başıma yaptım. Post prodüksiyon kısmında aldığım teknik destekler dışında her türlü detayla maddi ve manevi olarak ben uğraştım. Filmin tasarım kurgusu Ezel Akay, müzikleri Eren Kazım Akay, ses tasarımı Ender Akay ve şahane renk tasarımı da Cenk Erol imzasını taşıyor. Müthiş bir çalışma yaptılar. Bunun dışında kendi başıma yapmam bir anlamda özgürlük oldu. Çünkü istediğim görüntüleri kullanma ve kurguyu kendi istediğime göre yapma olanağı sağladı. Bunun dışında zorlanmadım. Elbette daha fazla bütçem olsa ortaya teknik kalitesi daha yüksek bir iş çıkardı. Ancak şu hali de beni mutlu ediyor.
Belgeselin 36 dakikalık süresine hangi ölçütlerle karar verdiniz? Daha uzun bir versiyon düşünür müydünüz?
Eğer daha fazla bütçem olsaydı kesinlikle belgeseli daha evrensel bir ölçekte ele alıp daha uzun süreye tamamlardım. Bu, konuyu daha rahat ele almam açısından verim elde etmemi sağlardı.
26 yılda 6 bin kitap kapağı tasarlamak gibi bir üretim süreci hakkında neler öğrendiniz?
Türkiye’ye özgü bir şey olduğunu. Bir grafikerin faturalarını ödeyebilmek için çok çalıştığını öğrendim. Bu üretimin bize söylediği şey şu: Türkiye’de entelektüel üretim, çoğu zaman bir ‘hayatta kalma’ mücadelesine dönüşüyor.
5-Belgeseli hazırlarken öğrendiğiniz en ilginç veya beklenmedik bilgi neydi?
Renklerin alım edimini bu kadar direkt etkileyebileceğini tahmin etmiyordum.


Kitap kapağı tasarımının bir sanat dalı olarak önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kitap kapağı tasarımı sanat değil bir iş. Bunu filmde de tartışıyoruz. Grafiker bir talep üzerine tasarım yapıyor. Yazarın, eserin ve yayınevinin niteliği üzerinden ortaya bir ürün çıkıyor, satışa hizmet ediyor. Bu haliyle de çok anlamlı elbette
Belgeselde, kitap kapaklarının kültürel ve görsel hafıza açısından önemini vurguluyorsunuz. Bunu açar mısınız?
Kitap kapakları üretimi dönemin yayıncılık sektörünün bir aynası. Bu aynada yazarların okurları ile buluşmasına tanık oluyoruz. Kullanılan teknikler, renkler bize, hayata ve o ana dair önemli bilgiler veriyor.
Yapay zekayla yapılan çalışma sonucu Bayram’ın tasarımlarının 63 milyon kişiye ulaştığını öğrendiniz. Bu veriyi nasıl yorumluyorsunuz?
Bu bilgiyi öğrenmeyi istedim. Bunu öğrenmek benden önce kimsenin aklına gelmiş bir şey değildi. Bu kadar çok üretimin ne yönde bir yansıması olduğunu kestirebilmek için sayıları yapay zekaya verdim ve ortaya bu sonuç çıktı. Bu da benim iflah olmayan öğrenme merakım ve sanırım iyi bir muhabir olabilmenin gereklerinden biri.
Kitap kapağı tasarımının, okuyucuların kitapla kurduğu ilişkiye katkısını nasıl görüyorsunuz? Bu belgeseli izleyenlerin kitap kapaklarına bakış açısının değişmesini bekliyor musunuz?
Belgeseli izleyenlerin çoğunluğu kitap kapakları üzerine hiç böyle derin bir düşünme ediminde bulunmadıklarını ifade etti. Onların kitap alırken, kitabı okurken dikkat etmedikleri bir noktayı işaret ettiğim için güzel bir farkındalık yaşadıklarını söylediler. Ayrıca belgesel entelektüel bulunuyor. Bu benim için keyif verici bir geri dönüş. İnsanların fark etmelerini ve fark ettikleri şeye değer vermelerini sağladığım için mutluyum. Tasarıma sadece bir beğeni nesnesi olarak da bakabilirsiniz ya da ilginiz varsa işin felsefi kısmı ile de ilgilenebilirsiniz. Bu ilgi de sizi çok önemli isimlerle buluşturabilir.
Gelecekte benzer konularda başka belgeseller üretmeyi düşünüyor musunuz?
Bu alanda devam etmek gibi bir niyetim yok. Ancak zaten gazetecilik yaparken de belgesel tarzı dosyalar yapıyorum. Bu alanda yazmaya devam edebilirim ama film çekmek konusunda hevesli değilim. Daha yaşamsal konular üzerine çalışıyorum. Yeni filmim üzerinde çalışmalarım devam ediyor.
Belgesel festivallerine başvuru sürecinde karşılaştığınız zorluklar nelerdi?
Daha çok bütçesel zorluklar var. Festivallere başvurular ücretli.
Belgeseli yaparken Türkiye’deki görsel sanat ortamıyla ilgili fark ettiğiniz bir durum var mı?
Çok değerli bir sanat ortamımız var. Çok güzel sanatçılar, derinlikli ve bakmaya doyamayacağımız işlere imza atıyor. Bunu zaten biliyordum. Görsel sanatlarla ilgili belgesel sayısı az olsa da yapılan işi ilgiyle takip eden bir kitle olması da neşe verici.
Bu projeden öğrendiğiniz en değerli ders ne oldu?
Ders demeyelim ama çok nitelikli deneyimler elde ettim. İyi bir şey yaptığınızda, yaptığınız iş ne kadar sıra dışı olursa olsun izleyici kayıtsız kalmıyor.


“Kitabın Rüyası” belgeselini hangi festivallere göndermeyi planladınız ve seçim kriterleriniz ne oldu?
Antalya Altın Portakal’da Ulusal Belgesel Yarışması’nda yer aldık. Avrupa’da festivallere yolladım. Orada ödüller aldık. Türkiye’de festival aritmetiği maalesef iletişim üzerinden o nedenle sadece izleyici ile buluşması için özel gösterimlere başvuruyorum.
Belgesel yapımcılarına, sanatçı odaklı projelerde hikaye kurgusu ve görselleştirme açısından hangi ipuçlarını verebilirsiniz?
Portre çekmenin risklerini iyice göz önüne almalarını öneririm. Belgesel çekmenin uzun ve keyifli bir yanı var. Ancak sizin yaratıcılığınızı etkileyebilecek koşullar olabilir. Ayrıca kesinlikle sinema filmi tecrübesi olan, estetik yetkinliği kadar dayanışma ruhu olan bir ekip ile iş birliği yapmak da önemli. Sinema yönetmen sanatı sonuçta.
Yerel ve uluslararası festivaller arasında tercih yaparken hangi faktörleri dikkate alıyorsunuz?
Nitelikli ve sanat dostu festivaller olmasına dikkat ediyorum. Avrupa’da bu tip festivaller çok fazla sayıda. Onlarla buluşmak keyif verici. Ancak Kitabın Rüyası’nın bir avantajı da kitap fuarlarında gösterimlerinin olması. Ülkenin en büyük kitap fuarı olan TÜYAP’ta gösterildi. Ardından söyleşi yaptık. Bu her filme kısmet olacak bir şey değil. Kitabın Rüyası artık kendi yolculuğunda ve sizin gibi çok kıymetli, alanında öncü olan isimlerle buluşmamıza vesile oluyor. Yaşasın sanat!
ASLI ATASOY KİMDİR?
Bağımsız gazeteci, belgesel film yönetmeni ve yapımcısı.
Düzenli olarak söyleşiler ve kapsamlı analiz dosyaları yayımlıyor.
Son yıllarda özellikle kültürel bellek üzerine yoğunlaştı; yakın geçmişi bir kültürel kazı alanı gibi ele alarak görünmeyen izleri ortaya çıkarmayı amaçlıyor.
Farklı konukların portrelerini anlattığı Youtube ve televizyon programları hazırladı. Sokaktan beslenen üretimlerinde gazetecilik ile sinema arasında canlı ve geçirgen bağlar kuruyor.