Gerçek hayat hikâyelerini sinema diliyle buluşturan Didem Tütüncü, belgesel alanında farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği projelerle dikkat çeken yönetmenler arasında yer alıyor. Festival yolculukları ve uluslararası gösterimlerinin yanı sıra, son olarak Ankara İncek Rotaract Kulübü tarafından etik anlayışa uygunluk ve mesleki duruş kriterleri gözetilerek verilen “Geleceğe Yön Veren Meslek Ödülü” ile onurlandırıldı.

Suudi Arabistan’da belgesel çeken ilk Türk kadın yönetmen olarak üretim alanını genişleten Tütüncü ile hem sinema serüvenini hem de yapay zekânın belgesel üretiminde yarattığı yeni olanakları ve etik tartışmaları konuştuk.

Sinemaya yönelme hikâyeniz nasıl başladı? Bugün yaptığınız belgesel sinemanın kökleri kendi yaşam
deneyimlerinizde nerelere dayanıyor?

Sinemaya yönelmem aslında insan hikâyelerine duyduğum merakla başladı. Mesleğimi 4 yaşımda seçtim
diyebilirim. Evimizde izlenen filmler ve diziler beni çok etkilemişti ve o çocuk aklımla “filmci” olmaya karar
vermiştim. Uluslararası İlişkiler, sahne sanatları ve sinema alanındaki eğitimim, dünyaya hem politik hem
estetik bir yerden bakmamı sağladı. Bugün yaptığım belgesellerde kültür, hafıza, mekân ve insan arasındaki ilişkiyi merkeze almamın sebebi de bu.

Deprem sonrası kadınların yeniden ayağa kalkma mücadelesi, kadim şehirlerin sessiz tanıklığı ya da görme
engelli bir gencin müzikle kurduğu bağ… Hepsinin kökünde “insanın umudu” var. Bu kavram, kendi hayatımda da çok önemsediğim bir değer.

Farklı coğrafyalarda film üretmek ve özellikle Suudi Arabistan’da belgesel çeken ilk Türk kadın yönetmen olmak kariyerinizde nasıl bir dönüm noktası yarattı?

Suudi Arabistan’da belgesel çekmek benim için sadece mesleki değil, kültürel bir deneyimdi. Farklı bir
toplumsal yapı içinde üretim yapmak, bakış açımı genişletti. “İlk” olmak elbette görünürlük sağladı ama benim için asıl önemli olan, hikayenin evrenselliğiydi. Bir coğrafya ne kadar farklı görünürse görünsün, insan deneyimi ortak bir zeminde buluşabiliyor. Bu projeden sonra uluslararası alanda daha güçlü bir üretim motivasyonu kazandım. Bununla birlikte, kendi kültürümüze dair bilinmeyen hikâyeleri uluslararası alanda görünür kılmak da benim için bir o kadar önemli hâle geldi.

Filmlerinizde genellikle görünmeyen ya da az bilinen insan hikâyelerine odaklanıyorsunuz. Bu anlatılara yönelmenizin nedeni nedir?

Bugüne kadar ana akım medyada da birçok proje gerçekleştirdim; televizyon programları, belgeseller, kamu spotları ve reklamlar ürettim. Ancak gerçek hayatta karşıma çıkan ve “bu hikâye daha görünür olmalı” dediğim, özellikle zor koşullarda bile umudunu kaybetmeden mücadele eden insanların hikâyeleri beni giderek daha fazla etkilemeye başladı.

Bu noktada biraz da sosyal sorumluluk bilinciyle hareket ettiğimi söyleyebilirim. Benim için belgesel,
görünmeyeni görünür kılma meselesidir. Bu hikâyelerde derin bir hakikat vardır.

Ulusal ve uluslararası festivallerde aldığınız ödüllerin ardından son olarak Ankara İncek Rotaract Kulübü tarafından “Geleceğe Yön Veren Meslek Ödülü” ile onurlandırıldınız. Etik anlayış ve mesleki duruş gibi kriterlerle verilen bu ödül sizin için ne ifade ediyor?

Bu ödül benim için teknik başarıdan çok daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü etik anlayış ve mesleki duruş
kriterleriyle verilmesi çok kıymetli. Sinemada yalnızca estetik değil, sorumluluk da üretirsiniz. Kamera bir güçtür. O gücü nasıl kullandığınız, neyi gösterip neyi göstermediğiniz, kimin sesini yükselttiğiniz önemlidir. Özellikle engelli bireyler ve çocuklarla ilgili çalışmalarda bu sorumluluk daha da büyüyor. Bu alanlarda “hikâye anlatmak” ile “hayatı teşhir etmek” arasındaki çizgi çok ince.

Ne yazık ki bazı projeler, özellikle ödül motivasyonuyla bu sınırları aşabiliyor. Travmayı “etki”ye
dönüştürmek, mahremi seyirlik kılmak ya da izleyiciyi sarsma hedefiyle etik çizgiyi zorlamak hâlâ
karşımıza çıkıyor. Bu nedenle sorumluluk yalnızca yönetmende değil; festivallerde, yarışmalarda ve jüri
üyelerinde de başlıyor. Değerlendirme süreçlerinde etik ölçütlerin netleşmesi çok önemli. Jüri olduğum
festivallerde de bu konuda özellikle dikkatli davranıyorum.

Bu yüzden bana layık görülen bu ödül, üretim anlayışımın yalnızca sanatsal değil, etik bir zeminde de
karşılık bulduğunu gösterdiği için benim için özel bir anlam taşıyor.

Belgesel sinemada yönetmenin bakışı ile gerçeklik arasında sizce nasıl bir denge kurulmalı?

Belgesel olarak üreteceğimiz konu, olabildiğince gerçek dokusunu koruyarak ele alınmalı. Ancak
yönetmenin bakış açısının sürece doğal olarak dâhil olmasını da yadsıyamayız; çünkü her kadraj bir
seçimdir. Bu durum, gerçeğin manipüle edilebileceği anlamına gelmez.
Benim için denge şurada başlıyor: Gerçekliği dönüştürmeden, çarpıtmadan; ama sinema diliyle
anlamlandırarak anlatmak. Yönetmenin bakışı rehber olabilir, fakat hakikatin önüne geçmemelidir.

Yapay zekâ destekli görüntü üretimi ve kurgu teknolojileri sizce belgesel sinemayı nasıl dönüştürecek?

Yapay zekâ, özellikle hibrit belgesel üretiminde çok güçlü bir araç. Arşivlerin canlandırılması, kayıp
mekânların rekonstrüksiyonu ve soyut kavramların görselleştirilmesi gibi alanlarda büyük olanaklar sunuyor.
Ben de projelerimde gerçek çekimleri yapay zekâ destekli görsel üretimle harmanlayarak ve anlatı
sürekliliğini koruyarak yeni bir dil deniyorum. Ancak burada araç ile amacın yer değiştirmemesi
gerekiyor. Yapay zekâ bir ifade biçimi olabilir; hikâyenin yerine geçmemeli.

Yapay zekâ ile üretilmiş görüntülerin belgesellerde kullanılması yeni yaratıcı olanaklar mı sunuyor, yoksa gerçeklik algısı açısından riskler mi barındırıyor?

İkisini de barındırıyor diyebilirim.
Yaratıcı olanak açısından bakıldığında, özellikle tarihsel ya da erişilemeyen mekânları yeniden kurmak
için güçlü bir alan açıyor. Arşiv canlandırmaları ve efekt kullanımı açısından da oldukça kolaylaştırıcı.
Ancak izleyiciye neyin yapay zekâ üretimi olduğu açıkça belirtilmezse, bu durum bir güven krizine yol
açabilir. Belgesel ile kurmaca arasındaki sınır bulanıklaşmamalı.

Etik kriterlerle verilen bir meslek ödülüne layık görülmüş bir yönetmen olarak, yapay zekâ ile üretilmiş görüntülerin belgesellerde kullanımı konusunda sizce sınır nerede başlamalı?

Sınır şeffaflıkta başlıyor.
Eğer bir görüntü yapay zekâ ile üretilmişse, bunun açıkça belirtilmesi gerektiğini düşünüyorum.
İzleyicinin bilme hakkı var.
Ayrıca yapay zekâ, var olmayan bir gerçeği “belge” gibi sunmamalı. Rekonstrüksiyon yapılabilir; ancak
bu bir yorumdur, kanıt değildir. Bu ayrım korunmalı. Özellikle etik açıdan, gerçek bilgilerin araştırılması,
arşiv taramalarının yapılması ve konu uzmanlarıyla görüşülmesi sonrasında, gerçekliği bozmadan yapay
zekâ çalışması yapılması büyük önem taşıyor. Kendi projelerimde ve yapay zekâ süpervizörlüğü yaptığım
çalışmalarda bu noktaya özellikle dikkat ediyorum.

Yapay zekâ araçlarının gelişmesiyle birlikte sinemada etik denetim mekanizmalarının da dönüşmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

Kesinlikle.
Festival yönetmelikleri, fon başvuruları ve yayın platformları yapay zekâ kullanımına dair daha net
kriterler geliştirmeli. Telif, veri kaynağı, görsel manipülasyon ve izleyici bilgilendirmesi gibi başlıklar artık
sinema etiğinin bir parçası. Bazı uluslararası festivaller, yazdığınız prompta kadar detay isteyebiliyor.
Teknoloji gelişiyor; ancak etik refleks aynı hızda gelişmezse sorun başlar.

Önümüzdeki dönemde izleyiciyi hangi projeleriniz bekliyor?

Önümüzdeki dönemde kültürel hafıza ve mekân ilişkisini merkeze alan projelerime devam ediyorum.
Anadolu’nun kadim şehirlerini konu alan hibrit belgesel çalışmalarımın yeni gösterimleri olacak.
Ayrıca kadın hikâyelerine ve toplumsal dönüşüme odaklanan yeni projeler üzerine çalışıyorum. Tamamen
yapay zekâ ile ürettiğim, çeşitli teknikler denediğim kısa filmler de hedeflerim arasında.

Bunun dışında, gelen talepler üzerine yakında çeşitli illerde yapay zekâ ile film üretimi atölyeleri
gerçekleştireceğiz. Görsel üretimin yanı sıra doğru ve etkili prompt yazımı, storyboard hazırlama, ağız
senkronu, müzik üretimi ve ses tasarımı gibi konulara özellikle değineceğiz. Böylelikle hem zaman hem
de maddi kaynakları fazla tüketmeden, sürekliliği olan ve duygu aktarabilen filmlerin üretimine katkı
sağlamayı amaçlıyoruz.

Ülkemizin bu gelişen teknolojide uluslararası alanda güçlü bir noktaya gelmesi hedeflerim arasında. Bu
doğrultuda, insan hikâyesini ve duygusunu koruyan çalışmalar üretmeye devam edeceğim

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir