Kadın cinayetleri, sadece “bireysel şiddet” meselesi değil; neoliberal düzenin kanlı yan ürünlerinden
biridir. Çünkü neoliberalizm yalnızca kamuyu tasfiye etmez, emeği güvencesizleştirmez, kentleri talan
etmez. O, aynı zamanda patriyarkanın en iyi dostudur. Sermayenin kâr iştahıyla erkek şiddeti
arasındaki bağ, tahmin ettiğinizden daha güçlüdür.


Kadın cinayetleri bir istatistik değil, bir rejim meselesidir. Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarına
sıkıştırılan birkaç satır, aslında devletin, yargının, polisin, medyanın ve patronların ortak imzasını
taşır. Bu imza, kadın bedenini denetim altında tutmak isteyen bin yıllık bir iktidar mekanizmasının
güncel mühürlerinden biridir.


Kadın cinayetleri “kader” değil; erkek şiddeti “özel alan” değil. Bu ülkede her kadın, İstanbul
Sözleşmesi’nin neden bir gecede feshedildiğini, neden 6284 sayılı yasanın uygulanmadığını, neden
katillerin “kravat indirimi” aldığını biliyor. Çünkü bu kararlar, erkek şiddetini örgütlü bir şekilde
besleyen politik tercihlerin ürünüdür. Kadın cinayetleri ile doğa katliamı, kira krizleri ve işçi ölümleri
aynı düzenin farklı yüzleridir. Sermayenin kârı için her şey mubahtır; kadınların yaşam hakkı bile.
Sermaye, kadını ucuz işgücü olarak kullanırken; patriyarka, onu “evde kalması gereken”, “ahlaklı” bir
figüre indirgemeye çalışıyor. Devlet ise bu iki gücün bekçiliğini yapıyor. Bu yüzden kadın
cinayetlerini durdurma mücadelesi, aynı zamanda neoliberalizme, faşizme ve her türden tahakküme
karşı bir toplumsal kurtuluş mücadelesidir.


Hak mücadelesi ancak bütünlüklü bir toplumsal dönüşümle kazanılır. Kadın cinayetlerini durdurmak,
aynı zamanda ucuz işgücü sömürüsünü, kira terörünü, doğa talanını, kentlerin yağmalanmasını
durdurmaktır. Çünkü neoliberal düzenin çarkı döndükçe, patriyarkanın eli daha da güçlenecektir.
Kadınlar, korkunun siyasetine teslim olmayacak kadar çok şey gördü, yaşadı, öğrendi. Bir kadının,
başka bir kadının adliye kapısında yanında durması; bir platformun her hafta meydanlarda aynı
sloganı haykırması, sadece şiddeti protesto etmek değildir. Bu, düzene karşı örgütlü bir karşı
bildiridir: “Biz varız, biz buradayız, biz susmayacağız.”


Çünkü biz biliyoruz: Kadınlar özgürleşirse, toplumun tamamı zincirlerini kırar.
Sokakta, işyerinde, evde, kampüste, adliyede… Her yerde.
Asla yalnız yürümeyeceksin!

Fotoğraf: Sultan Kılıç

One thought on “Bu Düzen Yaşatır mı, Yoksa Öldürür mü?Neoliberalizm, hayatı değil kârı korur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir