İran doğumlu, İzmir’de yaşayan sanatçı Mahi, kömür ve kara kalem portrelerinde insan yüzünü bir hafıza alanı olarak ele alıyor. Kimlik, aidiyet ve üretim süreci üzerine düşüncelerini Anka Dergi için anlattı.
– Sanat üretiminizde kimlik ve aidiyet duygusu nasıl bir yerde duruyor?
Sanat eğitimlerimde sanatı herkes için sade ve erişilebilir kılmayı hedefliyorum ve bu süreçte cinsiyet ayrımı yapmıyorum. Ancak daha duygusal işlerimde, özellikle kömürle yaptığım çizimlerde, bir kadın sanatçı olarak kadınların iç dünyasına daha fazla yaklaşıyorum. Kadının bakışı, saçları ve kadınlık hissi benim için duygu, güç ve insani zarafeti ifade eden bir anlatım diline dönüşüyor; kişisel kimliğimin eserde doğal bir şekilde yer bulduğu bir alan oluşuyor.
– İnsan yüzüne odaklanmanızın sizin için özel bir anlamı var mı?
İnsan yüzüne odaklanmamın benim için çok özel bir anlamı var. Yüz, bana göre insanın en dürüst alanı; yaşanmışlıkların, bastırılmış duyguların ve sessiz hikâyelerin en görünür olduğu yer. Özellikle gözler benim için konuşur; söylenmeyeni, saklananı ve kelimelere dökülemeyeni taşırlar. Bu yüzden yüz benim için yalnızca fiziksel bir form değil, duyguların ve kimliğin en güçlü taşıyıcısı.
– Kömür ve kara kalemle çalışmak, duyguyu aktarma biçiminizi nasıl etkiliyor?
Kömür ve kara kalem, duyguyu benim için en doğrudan ve filtresiz şekilde aktarmamı sağlayan malzemeler. Renkten arındırılmış olmaları, dikkati biçim ve duyguya yoğunlaştırıyor. Kömürün hamlığı, silinip yeniden yapılabilmesi ve kontrol ile kontrolsüzlük arasındaki gerilim, içsel dalgalanmaları görünür kılıyor. Bu iki malzeme arasında kurduğum denge, duygunun bazen sert ve yoğun, bazen de sessiz ve kırılgan bir biçimde ortaya çıkmasını sağlıyor.
– Üretirken sizi en çok zorlayan ya da dönüştüren anlar neler oluyor?
En zorlayan anlar çoğu zaman çizime başlamadan önce yaşanıyor. Ne çizeceğime karar verme süreci benim için oldukça zaman alıcı; çünkü dünyada yaşanan her yeni olay zihnimi meşgul edebiliyor. Başladıktan sonra ise kontrolü bırakmak zorunda kaldığım anlar geliyor. Yanılmaya, silmeye ve yeniden yapmaya izin verdiğimde, ortaya çıkan iş daha dürüst ve canlı bir hâl alıyor. Bu süreç yalnızca üretimi değil, benim bakışımı da dönüştürüyor.

– Dijital platformlarda görünür olmak, sanatla kurduğunuz ilişkiyi değiştirdi mi?
Dijital platformlar sanatla kurduğum ilişkiyi tamamen değiştirmedi ama onu dönüştürdü. Üretimin yalnızca kişisel bir süreç olmadığını, paylaşım ve temasla şekillendiğini fark ettim. Zamanla izleyici beklentisiyle kendi iç sesim arasında denge kurmayı öğrendim. Benim için önemli olan, kendi tarzıma sadık kalarak izleyiciyle gerçek bir bağ kurabilmek.
– Akademik birikiminiz üretimlerinize nasıl yansıyor?
Akademik birikimim üretimlerimde doğrudan görünür bir yapıdan çok, arka planda işleyen bir zemin oluşturuyor. Anatomiden kompozisyona kadar birçok bilgi, sezgisel görünen kararların aslında bilinçli bir temele dayanmasını sağlıyor. Akademi benim için sınır koyan değil, gerektiğinde esnetebildiğim ve kişisel ifademe alan açan bir referans noktası.
– Bugünün dünyasında sanatın sizce en önemli işlevi nedir?
Bugünün dünyasında sanatın en önemli işlevi, durup hissetmek için bir alan açması. Sürekli bilgiye ve görüntüye maruz kaldığımız bir çağda sanat, insanın kendisiyle ve başkalarıyla yeniden temas kurabileceği bir durak yaratıyor. Sanat bazen çözüm sunmaz; ama bir duyguyu görünür kılması bile başlı başına güçlü bir işlevdir.
– Önümüzdeki dönemde üretimlerinizde nasıl bir yön arayışı içindesiniz?
Önümüzdeki dönemde iki ana alana odaklanıyorum. Uzun süredir üzerinde düşündüğüm bir anatomi kitabı hazırlıyorum. Aynı zamanda yeni bir sergi üzerine çalışıyorum. Önümüzdeki dönem, hem eğitici üretimleri hem de mekâna yayılan işleri birlikte geliştirdiğim bir süreç olacak.