Görüntü yönetmeni Alper Kasap ile, sinemaya olan tutkusu, belgeselden reklam filmlerine uzanan projelerdeki deneyimleri ve görsel hikâye anlatımına dair yaklaşımını konuştuk; genç sinemacılara ilham verecek önerilerini ve Turkish Cinematographer platformunun vizyonunu da paylaştı.
Görüntü yönetmenliğine uzanan yolculuğunuz nasıl başladı, sizi bu alana çeken ne oldu?
Aslında bu yolculuk benim için biraz geç başladı yirmili yaşlarımın ortasında, bunu tam zamanlı olarak yapacağıma karar verdim. Ama tohumlar çok daha önceden ekilmişti.
Ağabeyim yönetmendi ve onun kısa filmlerinde yer alıyordum. Küçükken ebeveynlerimiz bizi evde bıraktığında, o zamanlar video kiralama mağazalarından kasetler tutup geceyi filmler izleyerek geçirirdik. Sanırım o gecelerde sinemaya olan sevgimiz doğdu hikâye anlatımının büyüsünü fark ettiğimiz anlar.
Tüm mesleki eğitimimi ve gelişimimi Avustralya’da tamamladım. Orası benim için gerçek bir okul oldu hem teknik hem de sanatsal anlamda kendimi orada inşa ettim. Ardından bir adım daha atmak istedim ve Hollywood’a taşındım. Orada dört yıl boyunca hem kendimi hem de işimi geliştirmeye çalıştım; dünyanın en üst düzey prodüksiyonlarını yakından gözlemlemek ve o ortamın içinde yer almak benim için paha biçilmez bir deneyimdi.
Büyüdükçe beni en çok çeken şeyin belgesel olduğunu anladım. İnsanlara dokunan, onlarla duygusal bir bağ kuran hikayeleri anlatmak istiyordum. Çektiğim her şeyle birlikte zamanla bir göz geliştirdim; insanlar benden giderek daha fazla görüntü yönetmenliği işi istemeye başladı. Bu rolü sevdiğimi fark ettim ve kendimi o yönde geliştirmeye başladım.
Bugün Avustralya Görüntü Yönetmenleri Derneği’nin (ACS), Amerikan Görüntü Yönetmenleri Derneği’nin (ASC) ve Görüntü Yönetmenleri Derneği’nin (GYD) üyesiyim. Bu üyelikler benim için birer unvandan çok, bu sanata olan bağlılığımın ve onu ciddiye aldığımın bir yansıması.

Yeni bir projeye başlarken görsel dili kurarken sizi en çok yönlendiren şey ne oluyor?
Her şeyden önce senaryo, temalar, hikâyenin dünyası ve yönetmenin filme dair kendi vizyonu beni yönlendiriyor. Bir hikâye pek çok farklı biçimde anlatılabilir; ama sonuçta bu, yönetmenin niyetine ve o hikâyeyi nasıl aktarmak istediğine bağlıdır. Bu da benim için son derece önemli bir başlangıç noktası.
Mesele şu: Ne anlatıldığı ile nasıl anlatıldığı arasında gerçek bir simbiyoz olması gerekiyor. Bu iki unsuru mükemmel bir uyum içinde birleştirdiğinizde, izleyici üzerindeki duygusal etki de en üst seviyeye ulaşıyor. Sonuçta istediğiniz şey, izleyicinin bir şeyler hissetmesi bir şeyleri sorgulaması, zihninin özgürce dolaşması. Aklında henüz açılmamış kapılar aralamak, onu daha önce hiç gitmediği ya da gitmekten korktuğu yerlere götürmek istiyorsunuz.
Görsel dili kurarken tüm bu unsurları aynı anda düşünüyorsunuz. Amacınız; anlatıyı, uyandırmak istediğiniz duyguları ve düşünceleri en iyi şekilde destekleyecek mantıklı, yaratıcı ve bilinçli kararlar vermek.

Sizce Türkiye’de görüntü yönetmenliği son yıllarda nasıl bir değişim geçirdi?
Kameraların giderek daha erişilebilir hale gelmesiyle birlikte Türkiye’de üretilen içerik büyük ölçüde çeşitlendi. Bu, gerçekten olumlu bir gelişme daha fazla insan kendini sinema ve görsel içerik aracılığıyla ifade edebiliyor.
Özellikle reklam filmleri ve müzik videolarında dünya standartlarında işler görüyorum. Bazı platform dizileri de görsel açıdan son derece güçlü. Sektörde gerçekten yetenekli isimler ve dünya çapında kaliteli işler var.
Ancak açık sözlü olmak gerekirse ve bunu Türk görüntü yönetmenlerine duyduğum saygı ve bu alana olan tutkumla söylüyorum görüntünün öncelik sıralamasında daha yukarılarda olması gerektiğini düşünüyorum. Görüntü yönetmenliği görsel bir sanat dalıdır ve görselin hikâyenin merkezinde yer alması şart. Hız ve prodüksiyon baskılarının zaman zaman bunu geri plana ittiğini hissediyorum.
Türkiye’de yaklaşık on sekiz aydır bulunuyorum, dolayısıyla büyük bir örneklem üzerinden konuştuğumu söyleyemem. Ama tam da bu yüzden buradaki potansiyeli çok heyecan verici buluyorum ve bu alandaki standartları birlikte yükseltmek için buradayım.
Bugün bu alana girmek isteyen gençlere özellikle ne tavsiye edersiniz?
Öncelikle teknik detayları iyi öğrenin. Ama bu kısım aslında öğrenilebilir bir şey eğer bu işe gerçek bir tutku ve merakla yaklaşıyorsanız, zaten kendinizi okuyarak, araştırarak ve denemeler yaparak içinde bulacaksınız. Teknik bilgi sizin fırçanız. Onu öğrenin, cebinize koyun, üstüne katmanlar ekleyin ama asıl ustalık, o fırcayı nasıl kullandığınızda gizli.
Asıl mesele şu: O teknik detayları olgun bir biçimde kullanarak çizmek istediğiniz tabloyu çizebilmek. Bir projeye görsel, duygusal ve tonsal olarak katkıda bulunmak, onu yukarı taşımak işte gerçek ustalık bu.
İyi filmler her zaman iyi bir referanstır, ama onları gözlemci bir gözle izleyin. Işığı sorgulayın. Kamera hareketini sorgulayın. Neden o sahneye yaklaşıyor, neden yaklaşmıyor? Neden o karede bekliyor, neden bu kadar hızlı kesiyor? Her seçimin nedenini sorun kendinize çünkü siz de bir gün aynı seçimlerle karşılaşacaksınız ve her seçiminizin arkasında güçlü bir neden olması gerekiyor.
Ne kadar çok yaşarsanız, o kadar olgunlaşırsınız. Fırçalarınızı ne kadar iyi tanırsanız, hangi seçimin hangi duyguyu uyandırdığını o kadar iyi hissedersiniz. Hata yapmaktan korkmayın çektiklerinize bakın, neyin işe yarayıp neyin yaramadığını görün ve yine sorun: neden?
İyi bir hazırlık yapın, kendinizi işe adayın ve zaman zaman saf içgüdülerinizin de sizi yönlendirmesine izin verin. Geliştikçe işiniz de gelişecek. Bu, her zaman organik olarak büyüyen ve hareket eden bir yolculuk ve bu, işin en güzel tarafı. Sanatsal olarak büyürsünüz, ama bir o kadar da içsel olarak. Hiç beklemediğiniz biçimlerde kendinizi keşfedersiniz. Zamanla bu iş dışsal bir şey olmaktan çıkar ve içinizden gelen bir şeyin yansımasına dönüşür.

Turkish Cinematographer platformu fikri nasıl doğdu, sizi böyle bir oluşum kurmaya iten neydi?
Fikir aslında çok doğal bir ihtiyaçtan doğdu. Genç film yapımcıları, öğrenciler ve hatta sektörde deneyim kazanmış isimler için gerçek bir bilgi ve eğitim kaynağına olan ihtiyacı fark ettim. Bilgiyi paylaştığımızda hep birlikte daha güçlü hale geliyoruz buna içtenlikle inanıyorum.
Bir süre atölyeler yaptım ve gençlerin daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu gördüm. Birinin onlara rehberlik etmesini, birkaç şeyi göstermesini istiyorlardı. Belki sette birkaç gün geçirmek, ekipmanla daha çok vakit geçirmek, profesyonel birinin bir sahneyi nasıl ışıklandırdığını yakından izlemek bunlar için can atıyorlardı.
On üç yıl boyunca American Cinematographer dergisinin üyesiyidim ve o süreçte inanılmaz bilgiler edindim. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar için ilham kaynağıydı. Sonra İngiltere, Kanada, Avustralya gibi ülkeler de kendi platformlarını kurdu. Ben de şunu düşündüm: Türkiye neden bir tane olmasın? Üstelik Türkiye dünyada üçüncü en fazla prodüksiyon gerçekleştiren ülke.
Hem yerel hem de uluslararası tanıdığım isimleri bir araya getirebilir, insanların aradığı her şeyi sunmayı hedefleyen bir yayın organı ve platform oluşturabilirdim. Ve tam olarak bunu yaptım.
Platformu oluştururken sektörde hangi ihtiyacı karşılamak istediniz?
Herkesin istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi karşılamak istedim. Bunların başında bilgi paylaşımı geliyor teknik bilgi, yönetmen ile görüntü yönetmeninin birlikte nasıl çalıştığına dair gerçek bir içgörü. Ben her zaman bir seçimin arkasındaki nedeni ön plana çıkarırım; bu soruları sorarak herkesin o düşünce sürecine ortak olmasını sağlamak istedim.
Bunun yanı sıra platforma pek çok farklı içerik ve hizmet ekledik. Sektörde kendini kanıtlamış yaratıcılarla canlı söyleşiler düzenliyoruz insanlar online olarak bağlanıp bu deneyimli isimleri dinleyebiliyor. Bir mentörlük programı kurduk; katılımcılar ilgilendikleri alanda bir sektör profesyoneliyle eşleştirilip 60 dakikalık bire bir görüşme yapabiliyor. İş deneyimi programları, sinematik analiz çalışmaları, ışıklandırma diyagramları ve insanların görsel hikâye anlatımını geliştirmelerine yönelik içerikler sunuyoruz. Düzenli olarak güncellediğimiz yüksek kaliteli proje LUT’ları indirilebilir durumda. Sektörün hem yerel hem de dünya çapındaki markalarından indirim ve kampanyalar sayesinde insanların filmcilik yolculuklarını destekliyoruz.
Bir de yıllık ödül törenimiz var bu tür organizasyonlar dünyanın pek çok ülkesinde yapılıyor ama Türkiye’de şimdiye kadar yapılmamıştı. Artık Türkiye’deki yetenekler de hak ettikleri tanınırlığa ve takdire kavuşacak.
Platform yeni ve sürekli gelişiyor. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu sanat dalı, sektör ve kendini geliştirmek isteyen insanlar arasındaki en güçlü köprü olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Önümüzdeki dönemde platformu nasıl geliştirmeyi ve sektörde nasıl bir etki yaratmayı planlıyorsunuz?
Turkish Cinematographer olarak American Cinematographer ve American Society of Cinematographers ile doğrudan bir bağımız var. Bu iş birliği sayesinde dünyanın en değerli bilgi birikimlerinden bir kısmı artık Türkiye’deki sinemacılara da ulaşacak. Yerel projelerin derinlemesine çalışma süreçlerini paylaşırken aynı zamanda Hollywood’dan, Asya’dan ve Avrupa’dan üst düzey işler üreten yaratıcılardan da içgörüler sunacağız.
Pratik tarafta ise LUT kütüphanemizi genişletmeye, iş deneyimi programını hayata geçirmeye ve yönetmenlik, görüntü yönetmenliği, renk düzenleme gibi alanlarda sektör profesyonellerinin vereceği masterclass’lar düzenlemeye devam edeceğiz. Film gösterimleri ve soru-cevap etkinlikleriyle insanlara bu yaratıcı zihinlere doğrudan erişim imkânı tanımayı hedefliyoruz hem genç kuşağa rehberlik etmek hem de deneyimli sinemacılar için ilham kaynağı olmak adına.
Ama bunların ötesinde, daha büyük bir amaç için buradayız.
Yapay zekanın her alana sızdığı, içeriklerin hızla üretilip tüketildiği bir dünyada, gerçek insan hikâyeciliğinin değeri hiç bu kadar önemli olmamıştı. Sinema; bir algoritmanın taklit edemeyeceği bir şeyi yapıyor insanı, insana bağlıyor. Bir görüntü, doğru ışık, doğru an… Seyircinin kalbinde kapılar açabilir, onu hiç gitmediği yerlere götürebilir, derin bir şekilde hissettirip dönüştürebilir. Bunu yapabilecek tek şey insan eli, insan gözü ve insan ruhudur.
Sanat her zamankinden daha önemli. Sinema her zamankinden daha önemli. Turkish Cinematographer olarak bu sanatı canlı tutmak, beslemek ve bir sonraki nesle layıkıyla aktarmak için buradayız.