Yeni filminiz Beyaz Karlar Altında Türkiye prömiyerini 32. Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapacak. Öncelikle bize bu filmin hikâyesinden ve çıkış noktasından bahseder misiniz?

Beyaz Karlar Altında, bu topraklarda herkesin az çok içinde taşıdığı iki meseleye odaklanıyor: bireyselleşme ve kadercilik. Hikâyenin merkezinde, kendi hayatına dair adımlar atmaya çalışan genç bir adam var; fakat birey olma arzusu aile bağları, ekonomik koşullar ve toplumsal alışkanlıklarla çarpışıyor. Film, Anadolu’da insanların hayallerini çoğu zaman hayatın akışına ve işlerinin rast gitmesine bağlamak zorunda kalışını gösteriyor. Bu noktada kadercilik, bir boş vermişlikten çok, imkânların sınırlılığından doğan bir kabulleniş olarak karşımıza çıkıyor.

Çekim sürecinde sizi en çok zorlayan ve en çok tatmin eden anlar neler oldu?

Çekimler ocak ayının son haftasında, Adana’da dört günde tamamlandı. İstanbul’dan gelen ekip arkadaşlarım; Görüntü Yönetmeni Ahmet Serdar Taşyürek, Yardımcı Yönetmen Yusuf Tekke, Ses Teknisyeni Yasin Can ve Sanat Yönetmeni Büşra Yetimoğlu, ailemle birlikte adeta tek bir ekip gibi çalıştılar. Prodüksiyonun her aşamasında ailemin desteğini hissettim. Kalabalık köy sahnelerinde ise köydeki akrabalarımızın katkısı süreci hem kolaylaştırdı hem de filme doğal bir ruh kattı.
Son gün kar sahnesi için Adana’nın zirvesine çıktık; bu, hem zorlayıcı hem de unutulmaz bir deneyimdi. Çekimlerden bir süre sonra ek bir sahne için Yalçın Çiftçi ile yeniden kamera karşısına geçtik. Genel olarak çok keyifli bir yolculuktu. Böylesine uyumlu ve hevesli bir ekiple çalışmak, filmin kendisi kadar bana da büyük bir tatmin duygusu verdi.

Filmin yaratıcı ekibinden bahseder misiniz?

Filmin senaryosunu, daha önce farklı projelerde de birlikte çalıştığım arkadaşım Nida Karasu ile yazdık. Log Yapım tarafından hayata geçirilen film, Doç. Dr. Mesut Aytekin danışmanlığında Adana’da çekildi. Üretim ekibinde; görüntü yönetmenliğini Ahmet Serdar Taşyürek, kurguyu Yusuf Tekke, ses tasarımını Yasin Can üstlendi. Kamerada Yalçın Çiftçi yer aldı. Filmin müziklerini usta bağlamacı Erdem Şimşek yaptı. Color sürecinde daha önce de birlikte çalıştığımız Sabri Hasdal ile, afiş tasarımında ise Erim Kutlukan ile çalıştık.

Daha önce çektiğiniz kısa filmler (Yazgı: Aile Dizimi, Kırmızı Çanta, Bize En Uzak Hayat) ile kıyasladığınızda Beyaz Karlar Altında hangi yönleriyle ayrılıyor?

Daha önceki kısa filmlerim daha çok bireysel hikâyelere ve karakterlerin içsel dünyalarına odaklanıyordu. Beyaz Karlar Altında ise bu kişisel arayışları, Anadolu’nun toplumsal ve ekonomik gerçeklikleriyle yan yana getiriyor. Önceki işlerimde daha küçük ölçekli meseleler öne çıkarken, bu filmde bireyin hayat kurma mücadelesinin, aile bağları ve kader anlayışıyla nasıl çarpıştığını anlattım. Ayrıca görsel anlamda da daha geniş bir mekân kullanımı, kalabalık sahneler ve doğanın hikâyeye doğrudan dahil olduğu bir atmosfer kurmaya çalıştım. Bu yönleriyle, hem anlatı hem de sinematografi açısından önceki filmlerimden ayrıldığını söyleyebilirim.

Filmin Türkiye prömiyerini 32. Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapacak olmanın sende yarattığı his nedir?

Filmin Türkiye prömiyerini 32. Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapacak olmak benim için çok özel. Çünkü Adana, hem memleketim hem de sinema yolculuğumun beslendiği yer. Çocukluğumun geçtiği sokaklarda, kendi hikâyelerimden doğan bir filmi seyirciyle buluşturacak olmak tarifsiz bir duygu. Altın Koza’nın benim için anlamı sadece bir festival değil; aynı zamanda sinema sevgimin kök saldığı bir hafızayı temsil ediyor. Dolayısıyla bu prömiyer, hem kişisel hem de sanatsal açıdan büyük bir gurur kaynağı.

Önümüzdeki yıllar için sinemada kurmak istediğin hayaller neler?

Benim için sinema, yalnızca görüntülerden değil, hayatın kendisinden örülmüş bir dil. Önümüzdeki yıllarda en büyük arzum, bu coğrafyanın insanına, toprağına ve belleğine dair hikâyeleri, kendi sinema dilimle yeniden kurmak. Uzun metraj filmlerle yolculuğumu derinleştirmek, içimdeki anlatma ihtiyacını daha geniş bir zamana yaymak istiyorum. Festivaller ya da ödüller elbette bir filmin yolculuğunda önemli duraklardır; ama asıl hayalim, filmlerimin izleyenlerin zihninde ve kalbinde küçük bir iz bırakabilmesi.

Son olarak, önümüzdeki yıllar için sinemada kurmak istediğiniz en büyük hayal nedir?

Benim için en büyük hayal, sinemanın diliyle bu coğrafyanın ruhunu, insanın içindeki çatışmaları ve umutları anlatmaya devam edebilmek. Filmlerimin seyircinin kalbinde küçük de olsa bir iz bırakması, yıllar sonra hatırlandığında bir duyguyu yeniden canlandırması benim için en kıymetli hayal.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir