Bu mücadeleye başlama hikayeniz nedir? İlk kıvılcım nerede, ne zaman, nasıl yandı?

2009 yılında Van’a taşınmamla başladı diyebiliriz. Aynı yıl 17 yaşındaki 5 aylık hamile Eylem Pesen kocası Kerem Çakan tarafından öldürülmüştü. Van Kadın Derneği ile yakın dostluğumuz vardı. Dosyayı takip etmeye başladık. İlk kadın cinayeti davamdı. 5 yıllık mücadelenin sonunda sonuçlandı. O süreçte kadınların adalet arayışının nasıl sürüncemede bırakıldığını, erkek şiddetinin nasıl cezasızlıkla kollandığını tecrübe ettim. Artık tek bir dava değil, onlarcası önüme gelmeye başladı. Van’da ve ardından tüm Doğu Anadolu’da kadın cinayeti, cinsel saldırı, çocuk istismarı, LGBT’lere yönelik şiddet davalarının gönüllü vekilliğini üstlendim. İlk kıvılcım da yine bir davayla yandı. Ağrı’da babaları tarafından cinsel istismara maruz bırakılan 3 kız çocuğunun davasını yürütüyordum. Baba en yüksek sınırdan ceza aldı. Genç kadınla duruşma sonunda vedalaştık. Sonra kendi kendime peki şimdi ne olacak diye sormaya başladım. Bu çocuklar nasıl okula gidecek, bu travmayla nasıl başa çıkacaklar? Adalet ceza hükmünden ibaret değil. Çocukların eğitimi, psikolojik desteği, hayatlarını yeniden kurabilmeleri gerekiyor. Tek başına bir avukatın yapabileceği şey sınırlı. On yıl boyunca yüzlerce dosyada aynı tabloyu gördüm. Hak ihlalleri artıyor, sistematikleşiyor; yoksulluk büyüdükçe adalete erişim daha da zorlaşıyor. Bireysel çabalar yetmiyor. İşte bu yüzden bu mücadeleyi örgütlü bir yapıya dönüştürmek kaçınılmaz hale geldi.
Yoldaşlarımın, dostlarımın teşviği ve desteği ile derneğimiz 2018 yılının sonunda Antalya’da kuruldu.

Sizce bir insanın hayatını bu kadar radikal bir şekilde adalet arayışına adamasını sağlayan şey ne olabilir? Empati mi, öfke mi, vicdan mı?

Öfkelendiğim de oluyor, empati de kuruyorum ama beni bu yola bağlayan şey duygular değil. Çünkü biliyorum ki kadınların ve çocukların yaşadığı şiddet tesadüf değil. Ataerkinin ve kapitalizmin birlikte ürettiği bir eşitsizlik düzeni var. O yüzden mesele vicdandan ziyade politik bir sorumluluk. Benim için adalet arayışı, tek tek dosyalardan öte, bu düzenle hesaplaşmanın bir yolu.

Derneğin adı “Önce Kadınlar ve Çocuklar” — bu sırayı seçerken neyi vurgulamak istediniz?

Kadınlar ve çocuklar bu düzenin en ağır yükünü taşıyor. Yoksulluk varsa ilk onlar aç kalıyor, şiddet arttığında ilk onlar hedef alınıyor, adalet işlemeyince en ağır bedeli onlar ödüyor. O yüzden ‘’‘önce kadınlar ve çocuklar’’ dedik. Çünkü eşitsizliğin en sert yüzü onlara dönük.

Bir gün “bu derneğe artık ihtiyaç yok” diyebileceğiniz bir Türkiye mümkün mü sizce?

Maalesef diyemiyorum. Kadın-çocuk mücadelesi bir tercih değil, düzenin yaratmış bir zorunluluk. Eşitsizlik çok köklü. Öyle kolayca ortadan kalkacak bir şey değil.

Elinizde sınırsız yetki ve kaynak olsa kadın ve çocuk haklarını korumak için ilk neyi değiştirirsiniz?

Şiddeti üreten ve besleyen ekonomik, hukuki, ideolojik yapının dağıtılması gerekiyor. Çünkü şiddet, yoksulluk ve adaletsizlik bunların hiçbiri bireysel sapma değil. Kadın emeğini görünmez kılan ve ucuz işgücü olarak sömüren ekonomik ilişkilerin, erkek şiddetini cezasızlıkla koruyan hukuki mekanizmaların ve kadını, çocuğu aileye hapseden gerici ideolojilerin ortak ürünüdür. Dolayısıyla tekil yasal düzenlemeler ya da bireysel çabalar yetmez. Kadın ve çocuk mücadelesi, ataerkiyle, kapitalizmle ve bunları ideolojik olarak besleyen gericilikle aynı anda hesaplaşan, eşitlikçi bir toplumsal dönüşüm mücadelesi olmak zorundadır. Ha bu demek değildir ki meseleyi devrime havale edelim. Mevcut şartlar altında ivedilikle yapılması gereken, kadınları ve çocukları koruyan sözleşme ve yasaların yeniden işler hale getirilmesidir. İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden imzacı olunması ve 6284 sayılı yasanın etkin biçimde uygulanması en acil taleplerimizdir.

“Kadınlar susmasaydı dünya çoktan değişmişti” der misiniz?

Kadınlar hiç susmadı. Bugün kadın mücadelesi, farklılıklarına, örgüt ve eğilim çeşitliliğine rağmen ortak öfke ve dayanışmayla yan yana duran bu ülkenin en örgütlü, en aktif hareketi. Sokakta, adliyede, okulda hayatın her alanında sözünü söyleyen bir mücadele. Bu örgütlü güç, iktidar tarafından kadın hareketini bastırmayı stratejik bir hedef haline getiriyor. Ama başaramıyorlar.

İnsanlar yardım etmek istiyor ama çoğu zaman ne yapacaklarını bilmiyor. Sizce bu konuda en büyük yanlış nerede başlıyor?

En büyük yanlış, meseleyi bireysel bir iyilik ya da hayırseverlik üzerinden düşünmek. Bizler şiddet tesadüf değil, kişisel değil, tekil değil, politiktir derken buna karşı bir mücadele hattını işaret ediyoruz. Tüm bu hak gaspları büyük bir örgütlü aklın ürünü. Bu örgütlü akıl karşısında iyilik yapmak meseleyi hem çözmez hem apolitikleştirir. Eşitsizlikle mücadele iyilikle olmaz, kolektif örgütlenme ve politik sorumluluk gerektirir.

Medyada kadın cinayetlerinin anlatılış biçimi konusunda sizce en büyük problem nedir?

Haber dili çoğu zaman pornografik, magazinel ve olayı ‘’cinnet’’ hikayesine çeviriyor. Cinayetler ‘’aşk cinayeti’’, ‘’kıskançlık krizi’’, ‘’aile içi kriz, tartışma’’ gibi başlıklarla verildiğinde, mesele politik bir şiddet değil de bireysel bir öfke patlamasıymış gibi sunuluyor. Failin adı ve yüzü gizlenirken, kadın tüm özel hayatıyla teşhir ediliyor. ‘’Yalnız yaşıyordu’’, ‘’sevgilisiyle aynı evdeydi’’, ‘’gece dışarı çıkmıştı, sarhoştu’’ , ‘’aldatıyordu’’ gibi ifadelerle adeta kadın suçlanıyor. Bu tarz hem şiddeti sıradanlaştırıyor hem de failin sorumluluğunu gizliyor. Adeta kadınlara bir gözdağı veriliyor. Medyanın dili gerçeği örterek erkek şiddetini meşrulaştırıyor. Tabi medya bunu tek başına, kendiliğinden yapmıyor. Hukuk da benzer biçimde, haksız tahrik, iyi hal indirimi gibi mekanizmalarla aynı suçlayıcı dili, erkek şiddetini meşrulaştırıyor.

Erkeklerin bu mücadeledeki rolü sizce ne olmalı? Onlar nerede durmalı, ne yapmalı?

Erkekler destekçi değil, sorumlu. Erkek şiddeti onların ayrıcalıklarıyla besleniyor, bu yüzden bu düzeni değiştirme yükü de onların omuzlarında. Kendi ayrıcalıklarını sorgulamak ve erkek şiddetini üreten ataerkiyle çatışmak zorundalar. Kadın mücadelesi omuzlanacak bir iyilik değil.

Bu yolda yürürken “dayanışma” kelimesi sizin için ne ifade ediyor?

Dayanışma, tek tek kurtuluş olmadığını bilmek ve ancak birlikte hareket edersek eşit ve özgür bir yaşam kurabileceğimizi hatırlamaktır. Bizim için bir duygudan öte, politik bir yöntemdir. Kadınların ve çocukların hak mücadelesinde ayakta kalmamızı sağlayan, iktidarın baskısına karşı gücümüzü büyüten şey dayanışmadır.

“Biz başardık” dediğiniz bir an oldu mu? O an ne hissettiniz?

Başarı biraz dar kalabilir, belki kazanım demek daha doğru olur.Kadın ve çocuk lehine sonuçlanan davalar bizim için birer kazanım. Tabii öldürülen kadını geri getiremiyoruz, çocuğun yaşadığını geri alamıyoruz ama cezasızlık, erkek şiddetini arttıran ve meşru kılan politik bir tutum. Lehe sonuçlanan davalar, cezasızlık karşısında önemli direnç noktaları oluşturuyor.

Bir çocuğun hayatına dokunmakla bir toplumun kaderini değiştirmek arasında nasıl bir bağ var?

Çocuğun hayatına dokunmak, geleceğin nasıl kurulacağına dair bir politik tercih. Çünkü yoksulluk, şiddet ve adaletsizlik çocukların hayatını belirlediğinde, toplumun geleceği de aynı eşitsizlikle yeniden üretiliyor. Bir çocuğun eğitime devam etmesi, güvenli bir ortamda büyümesi bütün toplumun lehine. Dernek olarak annelerini kadın cinayetlerinde kaybetmiş ya da istismara maruz bırakılmış çocuklara gönüllü hukuki ve psikolojik destek sağlıyoruz. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Vakfı’nın desteğiyle üniversite sonuna kadar eğitim bursundan faydalanmalarını sağlıyoruz. Annesinden koparılmış bir çocuğun yalnızlığa sürüklenmemesi, istismar mağduru bir çocuğun failinden korunması, psikolojik iyilik halinin desteklenmesi, burs desteğiyle eğitimine devam edebilmesi tek başına yeterli olmasa da eşitlik mücadelesinin büyüdüğü somut dayanışma örnekleri.

Bu röportajı okuyan genç bir kadına veya istismara uğramış bir çocuğa bir cümleyle ne söylemek istersiniz?

Bu sorunun cevabını en iyi, on yıl boyunca toplu tecavüze maruz bırakılan Gisele Pelicot verdi: ‘’Tecavüze uğrayan tüm kadınların, Madam Pelicot bunu yaptı, ben de yapabilirim demesini isterim. Artık utanmalarını istemiyorum. Utanç başkasının olmalı.’’ demişti. Ben de tam olarak bunu söylemek isterim: biz varız, yanınızdayız. Omuz omuza büyüyen bir dayanışma var, ona yaslanabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir