Kısa film alanındaki yolculuğun nasıl başladı? Seni bu formata çeken ne oldu?

İlk çektiğimiz kısayı hatırlıyorum. Uludağ Üniversitesi Oyuncuları’ındaydık. Konservatuvara başlamamıştım. Bir arkadaşımızın Panasonic kamerası vardı 3ccd. İyi hatırlıyorum. Yıl 2004 falandı sanırım. O zaman tanışmıştım. Ben hikaye anlatıcılığının tiyatro tarafındaydım ama aklımda sinema hep vardı. Konservatuvar okurken de kısa film senaryoları yazdım, bazıları başkaları tarafından çekildi. Pandemide tiyatrolar kapanınca sinema-tv ‘ye geçmek bir zorunluluk oldu. 2022’de ilk kısamı çektim. “Çevir Sesi” Deniz Celiloğlu, Murat Garipağaoğlu oynadı. Yaklaşık 3 yıldır da sürekli yazıp çekiyorum.

İlk kısa filmin “Çevir Sesi” ile başlayan serüvenin, “Bir Şeyin Üçlemesi trioloji” ve şimdi de “Verdiğiniz Bilginin Doğruluğu İçin Teşekkür Ederiz”e uzanıyor. Senin için bu filmler bir bütünün parçaları mı, yoksa her biri ayrı bir deney mi?

Hepsi birbirinden apayrı deneyimler. Son kısayı Emre Işındağ yazdı. Emre gerçekten benim için büyük şans. Birlikte yazdığımız senaryolarda nereyi o yazdı nereyi ben uçup gidiyor. Onun desteğini belirtmesem olmaz. Her yeni projede başka şeyler denemeye çalışıyoruz. Çok keyifli oluyor. Yıllar ilerledikçe neler çıkacak ben de çok merak ediyorum açıkçası.

Kısa filmlerinde öne çıkan belli temalar, atmosferler var mı? Seyircinin özellikle dikkat etmesini istediğin yönler hangileri?

Ben Çehov’dan çok etkilendim. Gerçek insanların, gerçek dünyalarının görünmeyen detayları çok sahici oluyor. Büyük meselelerden ziyade küçük meselelerdeki büyük durumlar daha çarpıcı geliyor bana. Ve genelde de başıma gelen ya da karşılaştığım hikayeleri anlatmayı tercih ediyorum. Geriye dönüp baktığımda tema olarak sanırım var oluş, hayatın anlamı, ilişkiler gibi klasik konularda geziniyorum.

Oyunculuk,yönetmenlik ve yazarlık çalışmaların olduğunu biliyorum. Bu iki alan birbirini nasıl besliyor?

Ben oyunculuk ve yazarlık eğitimi aldım temelde. Yönetmenlik biraz izleyerek, bakarak, taklit ederek gelişti. Oyunculuğun ve dramaturji bilmenin faydası özelikle oyuncuyla iletişim kurarken kendini gösteriyor. Ne hissettiğin, hangi sorunun cevabını aradığını tahmin edebiliyorum. Bu çok işime yarıyor. Oynarken de yönetmen ne istiyor, amacı ne kestirebiliyorum. Çok kolaylaştırıyor işimi.

Kamera önünde olmak ile kamera arkasında olmak sana farklı neler hissettiriyor?

İtiraf etmek gerekirse kamera arkası, tiyatroda da yönetmen koltuğunda oturmak oyunculuktan çok daha fazla zevk veriyor. Oyunculuk anda kalmakla, anı kalmakla çok ilgili bir edim, ben o konuda çok zorlanıyorum. Galiba yaş aldıkça izlenmeyi değil de izlemeyi tercih etmeye başladım. Kayboluyorum izlerken. İzlenirken hala o kadar rahat değilim.

Kendi filmlerinde rol almak gibi bir tercihin oldu mu, ya da ileride böyle bir planın var mı?

En son filmimde figüranlık yaptım ama mecburen. Bazen Emre’yle yazarken küçük ama parıltılı roller oluyor. Bunu ben oynamak istiyorum diyorum. Tek sahne ama çok keyifli. Böyle bir lüksüm var evet ve bunu da ilerde kullanacağım.

Kısa filmlerinin festival yolculukları nasıl geçti? Seyirciden gelen tepkiler sana ne öğretti?

Film festivallerinde tanıştığım insanlar muazzam insanlardı. Zaten bence insan ya da diğerleri adına konuşmayayım, ben, bu işi bunun için yapıyorum. “Baki kalan bu kubbede bir hoş Seda imiş” der ya şair, bence hayatımın anlamı da bu. Bir kaç hikaye anlatacağız, bu hikayeler tanışmamıza, gülüp, ağlamamıza yol açacak. Sonra güzel paylaşımlar yapıp basıp gideceğiz bu hayattan. Bence hayat bu kadar. Aslında sanat da burada amaç değil bir araç, bizi bir araya getiren, bağ kurmamızı sağlayan…

Türkiye’de kısa film sahnesini nasıl değerlendiriyorsun? Senin kuşağının bu alana getirdiği yenilikler neler olabilir?


Eskiden hatırlarsanız kısa film uzun mertaja geçmek için basamaktı. Ancak sosyal medyayla beraber algı sürelerinde büyük değişiklikler oldu. Bu yüzden aslında kısa metraj dönemini yaşıyoruz. İnsanlar telefonlarıyla kısa “içerikler” çekiyorlar. Elbette sanatsal bir yanı var mı tartışılır ancak gözlemlediğim kadarıyla kısa festivalleri, kısa filmler bir laboratuvar hissi veriyor. Hem yeni senaryolara hem de yeni yönetmenlere bir çok alan açıyor. Örneğin benim bayıldığım love death and robots kısa bölümlerden oluşuyor. Artık daha prestijli bence kısa filmler ve kısa film festivalleri. Eğer aksilik olmazsa kısa çekmeye de devam etmek istiyorum.

Son filmin “Verdiğiniz Bilginin Doğruluğu İçin Teşekkür Ederiz”in Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışacak olması senin için ne ifade ediyor? Bu süreçte beklentilerin ve heyecanın neler?

Biz ekipçe inanılmaz mutlu olduk. Diğer seçilen filmlere bakınca daha da iyi anladık nasıl bir atmosferin içinde olduğumuzu. O ekiplerle aynı ortamda olmak müthiş keyif verici. Gurur duyduk vallaha kendimizle. Bir beklentimiz şu an yok çünkü diğer filmleri görmedik 🙂 10 filmin arasına girmek bile inanılmaz. Ben ilk defa gideceğim Antalya Film Festivali’ne çok heyecanlıyım.

Festival yolculuğunda Antalya’dan sonra başka hangi hedeflerin var? Uluslararası festivaller de gündeminde mi?

Çok fazla festivale başvurmadık. Bu kısa film aslında bir dizi projesinin pilot bölümüydü. Amacımız bir kaç festival gezip sonra da dijital platformalara gitmekti. Antalya’ya seçilmek bu açıdan çok yeterli bizim için. Umarız dijital platformların ilgisini çekeriz de diğer bölümleri çekme şansımız olur.

Hem oyuncu hem de kısa film yönetmeni olarak gelecekteki hedeflerin neler? Uzun metraj ya da farklı projeler var mı gündeminde?

Emre’yle uzun metrajı yazmaya başladık. Sanırız Aralık ayında Kültür Bakanlığı Destek Fonu’na yetiştiririz. İlk yönetmenlik için bir destek alırsak seneye ilk filmimi çekeceğim. Hedefime, hayallerime ulaştım aslında. Daha ne isterdim ki? Çocukluk hayallerimi yaşıyorum. Sonuç odaklı değil, süreç odaklı yaşamaya çalışıyorum. Yarın diye bir şey var mı ne kadar var emin değilim. Sağlığım yettiğince hikaye anlatmaya devam.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir