“Çok Düzgün Bir Kız” fikri nasıl doğdu? Sizi bu hikayeyi anlatmaya iten motivasyon neydi?


Hikayesi benim için çok ilginç bir tesadüfle gelişti. Filmimde erkek başrolü oynayan kendisi de komedyen Emirhan Çalışkan sosyal medya üzerinden bana davetiye yolladı prodüktör olduğum için. O sıralar da eşimle birlikte yeni bir belgeselimiz yayınlanmıştı ve festival sürecindeydik. Daha sonra ben o stand up gösterisini izlemeye gittim. Seda’yı orda gördüm dört erkek komedyenin olduğu gece tek kadın komedyendi ve bir hikaye yazmaya karar verdim. Kendisine yazdım mailleştik , konuştuk ve projede bana destek olacağını söyledi. O şekilde başladık filme.

Filmin baş karakteri toplumun “ideal kadın” algısıyla ne ölçüde örtüşüyor ya da çatışıyor?


Film tamamen komedi etrafında ilerliyor. İdeal kadın oldurulmaya çalışılan kendi halinde, sıradan bir kızın hikayesi aslında. Hayalleri olan kadınların sıradan anlarda bile hayatlarına nasıl müdahale edildiği ve bunun dışardan bakınca ne kadar komik, sinir bozucu olduğu üzerine bir hikayesi var.

Filmde mizah önemli bir araç. Komedi unsurlarını kadın bakış açısıyla kullanırken özellikle dikkat ettiğiniz temalar oldu mu?


Evet mutlaka. Benim için mizah çok önemli bir anlatım biçimi. Aşırı dram hikayelerin içine giremiyorum. Hayatın her zaman trajikomik yanları vardır. Filmde en çok dikkat ettiğim şey mizahın asla drama kaymaması ve festival kaygılarıyla filmi komediden saptırmamaktı öncelikle. Kadın bakış açısıyla komedi yaparken dikkat ettiğim kesinlikle eril dile kaymadan, kaba saba, karakterler yaratmadan gerçeğe en yakın söylemlerden parodik replikler oluşturmaktı. Kadını mağdur göstermeyi hiç sevmiyorum ve bunu kesinlikle yapmadım. Bunun içinde özel bir çabam vardı. Sürekli şiddeti yeniden üreten görseller ve söylemlerden hoşlanmıyorum.

Türkiye’de kadın yönetmen olmak nasıl bir deneyim? Karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?


Benim şahsi olarak karşılaştığım nokta atışı bir durum olmadı ama geçtiğimiz gün filmin ilk gösteriminde de benzer bir soru geldi. Şu şekilde anlatabilirim durumu; kadın olarak sürekli yanlış anlaşılmaya müsait durumdayız. Sürekli iki adım sonrasını düşünüyoruz. Flörtöz olmamak, işini iyi yaptığını ispatlamak gibi ekstra misyonlar yükleniyoruz. Asıl olay mesleklerden azade kadın olarak içimizden geldiği gibi özgür hissedemiyor olmamız sorunu.

Sıradaki projeleriniz arasında yine kadın anlatılarına odaklanan işler olacak mı?


Kadın hikaye anlatıcıları üzerine devam eden filmlerim olacak onların da çalışmalarına başladım. Yine sahnede performans sergileyen ve hikayeleri olan kadınların üzerine bir kurgu yapacağım. Çünkü kadın hikayeleri kadınlardan dinlenir ve kadın hikayeleri de değerlidir. İzleyicilere bunu vermeye çalışyorum. Umarım başarılı olurum.


Toplum hala “kadın komik olamaz” gibi bir önyargıya sahip mi sizce? Bu algı sizi film sürecinde nasıl etkiledi?


Evet kesinlikle. Zaten filmin hikayesi tamamen bunun üzerine kurulu. Kadın ya da erkek olması değiştirmez sahnede performans sergileyerek güldürmek çok zor bir şey. O an izleyicinin motivasyonu, ortamın rahatlığı vs. her şey etken. Buna rağmen asla kriter olmaması gereken cinsiyet meselesi devreye giriyor. Kadın hikayeleri yeterince komik olmayacağı ön yargısıyla mücadeleye başlıyor sahneye. Zaten filmin hikayesindeki en temel konu buydu. Daha sonra destekleyici yan hikâye ekledim.

Kadın komedyenlerin erkek meslektaşlarına göre sahnede ya da ekranda daha çok “kanıtlamak” zorunda kaldığını düşünüyor musunuz?


Evet kesinlikle. Seda Cabi’yle bu konu üzerine uzun uzun konuştuk bu konuda çok fazla hikayesi var. Aslında çok üzücü ve yorucu şeyler ama bu bizim için mizah malzemesi oldu.

Bir kadının komik olması neden bazı çevrelerde “hafiflik” ya da “ciddiyetsizlik” olarak yorumlanıyor sizce?


Toplumsal cinsiyet üzerine önyargılardan kaynaklanıyor. Anlatıcı ve sosyal kadın her zaman tırnak içi kurduğunuz kişiler olarak algılanıyor. Aslında erkek egemen toplumlarda erkeğin yapması gereken bir görev gibi bu. O yüzden kadının sosyal, bilgili, esprili olması erkeğin elinden alınmış bir yeti gibi oluyor. Bir nevi iğdiş edilmiş hissediyorlar.

Türkiye’de kadın komedyen olmakla ilgili size en ilginç gelen toplumsal çelişki nedir?


Kadın anlatıcı olması toplum için çok yeni. Eskiden de kadın komedyenler vardı ama hep eşleriyle birlilkte yaptığı programlarda devam edebiliyordu. Şimdi tek başına çıkıp farklı farklı konular üzerine bir şeyler anlatmaya çalışan kadınlar var. Bu toplum için yeni bir şey. Umarım ilerleyen yıllarda ön yargılar tamamen yıkılır.

Sizce komedi, kadınlar için sadece bir ifade biçimi mi, yoksa bir hayatta kalma yöntemi mi?

Ben eşitliçi yaklaştığım için bu konulara genel olarak komedi hayatta kalabilmek, olayları daha serin karşılamak ve aklımızı koruyabilmek için önemli. Kadın ya da erkek olmakla ilgili bir durum değil hayatın akışındaki absürtlüklerle bir şekilde dalga geçmemiz lazım. Kendini aşırı ciddiye alan insanları da komik buluyorum. Büyük sözler ve öğretiler bana göre değil aslında. Günün sonunda insan olmak genel olarak komik ve kusurlu bir durum.

Sanat alanında kadınlar arası dayanışmanın sizin yaratım sürecinize etkisi oldu mu? Örnek verebilir misiniz?


Kendi adıma söyleyebilirim bunu destek de köstek de gördüm hemcinslerimden ama Seda’yla birbirimizi destekleme sürecimiz bir adım önde olmaya çalışmadan bir hikayeyi anlatma çabamız bence çok değerliydi. Sinema öğrencisiyken de çok değerli kadın hocalarımız bizi her zaman cesaretlendirirdi. Hala arkadaş olarak görüştüğüm ve fikirlerini aldığım değerli hocalarım var.

Kadınların birbirinin üretimini yüceltmesi, paylaşması ve görünür kılması neden hala radikal bir eylem gibi görülüyor sizce?


Erkek egemen toplumların genel sorunu budur çünkü. Kadınların aydınlanması ciddi bir problem olarak görülür. Etrafıyla iletişimde olmayan bir kadın eril şiddeti hisseder ama isimlendiremez. Ancak bir araya gelip konuştuğunda bunu anlar ve bir eyleme geçer. Biz birbirimizi yüceltirsek kıracağımız o kadar ön yargı var ki. Tüm eril düzen erkek söylemleri üzerine kurulu zaten. Herhangi bir olayda “kadın nerdeymiş, yapmasaymış, giymeseymiş” söylemleri zaten bu kültürü yaratan. Bunu ancak birbirimizi destekleyerek yenebiliriz.
Kadın üretiminin de her alanda gelişmesi bu açıdan önemli. Erkek bakış açısının kriter alınmaması için her alanda var olmaya devam etmeliyiz.

Kadın bir yönetmen olarak çalışmayı özellikle tercih ettiğiniz kadın ekip arkadaşlarınız oldu mu? Neden?


Ekibimde kadın, erkek ayrımı yapmıyorum. Zaten kısa filmlerde genellikle gönüllülükle çalışıyoruz. Birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarımın özelliklerini biliyorum ve ona göre konumlandırıyorum. Birlikte saygıyla çalışan ve cinsiyet ayrımı yapmayan bir ekip kurdum. Gönül rahatlığıyla her işi birlikte yapabiliyoruz.

Kadın sanatçılar arasında dayanışmayı büyütmek için bireysel olarak neler yapıyorsunuz ya da yapmayı önemsiyorsunuz?

Cinsiyet eşitliğin kavrayamamış ve eril dili olan insanları etrafıma sokmuyorum. Özellikle genç kadın arkadaşlarımın olduğu setlerde bu huzursuzluğu çıkaracak insanlarla çalışmam mümkün değil. Çünkü biz lokal işlerde bu mesleği öğreniyoruz ve orada olacak bir olumsuzluk belki o arkadaşın tüm meslek hayatını etkileyecek. Bir kadının isteği hiçbir zaman özellikle öncelik tanınması değil eşit şartlarda yol almaktır. Yapmamam gereken şeyleri çok iyi biliyorum ve onları kesinlikle yapmıyorum bir de. Beden algısı üzerine yorumlar, mansplaining gibi şeyler mesela. Bir insanı bulunduğu ortamdan soğutmak da en büyük ayrımcılıktır. Ben de buna önem ve öncelik veriyorum diyebilirim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir