Yönetmen Nuh Lalbay, ilk filmi “Giderayak” ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde finalist oldu. Film hem görsel dünyası hem de güçlü anlatımıyla dikkat çekiyor. Biz de Anka Dergi olarak, Lablay ile “Giderayak” ve kısa film sektörünü konuşmak için kendisiyle bir araya geldik.
“Giderayak” Antalya’da finalist oldu. Öncelikle tebrikler. Bu başarı sana neler hissettirdi?
Teşekkür ederim. Doğrusu olayı uzun süre tam kavrayamadım. Giderayak ilk filmim. İyi bir film olduğunu hissediyordum ama Altın Portakal’da prömiyer yapmak beklediğim bir şey değildi. Durumu içselleştirdikten sonrası ise çok karışık… Heyecan, gurur, korku, sorumluluk, stres… Ne arasanız var.
Filmin çıkış noktası neydi? Senaryoyu yazarken seni en çok besleyen duygu ya da düşünce ne oldu?
Filmdeki reji asistanım Burak Lalbay aynı zamanda oğlum. Burak 15 yaşında. Filmin çıkış noktası ise Burak’ın farklı ortamlarda yetişkinlerden sıkça duyduğu bir cümle. Söyleyenin sosyo-kültürel ve ekonomik durumu , söyleniş tarzı farklı olsa da hepsi Burak’a geleceğini yurt dışı odaklı planlamasını öneriyordu. Burak’ın maruz kaldığı bu durum son zamanlarda hayatımızda önemli bir yere sahip; yurt dışına göç eden nitelikli insanlarımız… Burak’a verilen tavsiyeler beni konu üzerinde düşünmeye ve senaryo aracılığıyla bir cevap aramaya itti.
“Aslında yapmaya çalıştığım şey ahlaki bir dilemma yaratmak”
Çekim sürecinde seni en çok zorlayan ama filmin ruhunu belirleyen an neydi?
Film çekmek , özellikle de bağımsız film çekmek genel olarak zorlayıcı ve sıkıntılı bir süreç. Yönetmeniz gereken çok fazla parametre var. Bu yüzden belli bir an değil ama filmin kendisi kendi ruhunu belirledi diyebilirim. Çünkü doğal olarak olaya planlı ve öngörülebilir bir konumda başlıyorsunuz. Ancak sürecin zorlukları sizi plandan sapmaya ve durumsal davranarak çalışmaya itiyor. Yani plan dahilinde ilerlerken bir sorunla karşılaşıyorsunuz, ona göre bir aksiyon alınca gidişat başka bir duruma evriliyor. Bu durum da filmin asıl karakterini ortaya çıkarıyor.
“Giderayak”ın teması üzerine konuşalım. İzleyiciye hangi duyguyu ya da soruyu bırakmak istedin?
Aslında yapmaya çalıştığım şey ahlaki bir dilemma yaratmak. Genelde bir yerden gitmek ya da orada kalmak çok kişisel bir karar ve bu kararı motivasyonları da çok belliymiş gibi düşünülür. Örneğin para, mutluluk, hırs, aidiyet, kaçış vs. gibi. Ancak söz konusu insan olunca hiçbir şey o kadar da kesin olamıyor. Bu tip durumları ele alırken yeterince çok yönlü yaklaşabildiğimiz konusunda emin olmalıyız. Bunu başarabilseniz bile sonunda şu sonuca hazır olmalısınız; her durumun net bir açıklaması, sebebi ya da sonucu olmayabilir.
“Uzun süre fotoğrafçılık yapınca dünyaya vizörden bakmak gibi bir alışkanlık ediniyorsunuz.”
Görsel dilin oldukça dikkat çekiyor. Etkilendiğin yönetmenler veya sinema akımları var mı?
Fotoğrafçılıktan gelen bir yönetmenim ve hala fotoğraf çekmeye devam ediyorum. Benim gibi uzun süre bu işi yapınca dünyaya vizörden bakmak gibi bir alışkanlık ediniyorsunuz. Bu durumun avantajları ve dezavantajları olsada sinematik vizyonumun temelini oluşturuyor diyebiliriz. Bu da bizi aslında yönetmenlerden çok fotoğrafçılardan etkilendiğim gibi bir sonuca ulaştırıyor. Özellikle Magnum fotoğrafçıları, Sebastiao Salgado, Nicos Economopoulos, Josef Koudelka, James Nachtway gibi fotoğrafçıların eserlerini çok beğeniyorum. Ancak ambiyans yaratma konusunda kesinlikle etkilendiğim yönetmenler de var. Bunların başında David Fincher ve Cohen Kardeşler geliyor. Olaylara yaklaşım konusunda ise Abbas Kiyarüstemi’nin sadeliği beni çok etkiliyor. Ancak gün sonunda işin en önemli kısmı sizin kendinizi ruhsal olarak ne kadar besleyebildiğiniz. Ancak o zaman maruz kaldığınız etkilerle kendi vizyonunuzu birleştirip özgün şeyler yaratabilirsiniz.
Antalya Altın Portakal Film Festivali gibi büyük bir festivalde yer almak bağımsız sinema yapan genç yönetmenlere nasıl bir kapı aralıyor?
Giderayak finalist filmlerden biri ve en iyi kısa film için yarışıyor. Bu durum heyecandan uykularımı kaçırıyor olsa da kariyerinin başındaki bir yönetmen olarak çok daha farklı bir konuya odaklanmam gerektiğini düşünüyorum; festivaldeki etkinlik vb. diğer ortamlarda edinebileceğim ilişkiler ve insanlarla iletişim kurma şansı. Antalya Altın Portakal Film Festivali Türkiye’nin en önemli festivallerinden biri ve bir çok sektör profesyoneli ile tanışma fırsatım olacak. Bu fırsatı ileride çekmeyi düşündüğüm filmler için ilk adım gibi düşünüyorum. Ayrıca bir çok iyi film izleme şansım da olacak. Üzerine bir de ödül alabilirsem tadından yenmez.
“Filmi kendi imkanlarımla çektim”
Türkiye’de kısa film üretmek ve fon bulmak üzerine ne düşünüyorsun? Bu süreçte hangi zorluklarla karşılaştın?
Zaten kısıtlı olan desteklere ulaşmak ciddi mesai gerektiren bir iş. Açıkçası fon bulabilmek için yaptığım bir kaç başarısız başvurudan sonra odağımı kaybetmemek adına filmi kendi imkanlarımla çekmeye karar verdim. Düşüş yaşamamak için hep önümdeki adımı atmaya odaklandım. Bir kaç adım sonrasına ya da sonuca odaklanmak şevk kırıcı olabiliyor. Mesleğimden dolayı ekipman sorunu yaşamadım. Bir çoğu karşılık beklemeden emek harcayan müthiş bir ekiple kolektif bir iş çıkardık diyebilirim. Yeri gelmişken emeği geçen herkese tek tek teşekkür ederim. Gerçekten çok özveriliydiler. Haklarını ödeyemem.
“Giderayak” sonrasında hangi projeler üzerinde çalışmayı düşünüyorsun?
Hazırda 2 kısa metraj ve 2 de uzun metraj senaryom var. Şu an hangisini çekeceğime dair bir karar vermiş değilim. Giderayak serüveni yeni başlıyor. Kesinlikle yakın zamanda yeni bir film çekmek istiyorum ama kararım biraz bu serüvenin gidişatına göre şekillenecek.
Son olarak, hem izleyicilere hem de genç sinemacılara ne söylemek istersin?
Filmler de tüm ürünler gibi birer çıktı aslında. Ve basit düşünürsek üretim süreçlerinde çıktı olabilmesi için girdi olması gerekiyor. Bir sanatçı için en önemli sorumluluk yeteneğinin üzerine koyacağı kaliteli girdiye ulaşmak bence. Peki bir sinemacı için bu girdiler ne olabilir? Öncelikle okumak, sürekli okumak, her gün okumak. Düzenli olarak yazmak. İyi filmler izlemek, iyi fotoğraflar, resimler görmek. En önemlisi ise yaşadığı toplumdan ve hızla değişen dünyadan kopmadan hayatı tam ortasında yaşayabilmek. Bu materyalleri yetenek ve çabayla birleştirmek istediğiniz sonucu verecektir. İzleyiciler ise benim için filmin asıl karakterleri. Ben bir sinema sever olarak Giderayak’ı izlediğimde kendimi “iyi” hissediyorum. Umarım onlarda aynı duygularla filmden çıkarlar. Ve bu ilk buluşma, daha nicelerine kapı olur.