Arş. Gör. Dr. Ali Gençoğlu, sinema kültürünü mekânsal bir hafıza üzerinden yeniden düşünmeye davet eden O’Film Route projesinin kurucularından. Instagram platformunda kurulan O’film.Route, takipçileriyle birlikte Türkiye’nin farklı şehirlerinde çekilmiş kült filmlerin mekânları araştırıyor, bu mekanlardan bir rota oluşturuyor, katılımcılarla birlikte bu rotayı deneyimliyor mekanların bugünkü hâllerini sinemaseverlerle buluşturuyor ve anlık geri bildirimlerle filmlerin duygu haritalarını oluşturuyorlar. Gençoğlu, sinemanın mekânla kurduğu organik bağı yeniden görünür kılmak istediklerini söylüyor.

Sinema yalnızca beyazperdede değil, o perdenin arkasında kalan sokaklarda, evlerde, meydanlarda da yaşar. Ali Gençoğlu’nun kurucularından olduğu ve akademik danışmanlığını yürüttüğü O’Film Route projesi, Türkiye sinemasının kült filmlerinin çekildiği mekânları yeniden ziyaret ederek hem sinema tarihine hem de değişen kent dokusuna ışık tutuyor. Bu yolculuk, bir yandan seyahat ve bellek, diğer yandan da sinemanın toprağa bıraktığı izler üzerine bir keşif öneriyor.

O’Film Route fikri nasıl ortaya çıktı? Seni bu yolculuğa çıkaran ilk motivasyon neydi?


Önce linki vereyim. O.film.route diye aratırlarsa Instagramda bizi bulabilirler. Proje aslında hep orada olan herkesin ucundan kıyısından dokunduğu ama kimsenin ona hakkını verir bir şekil vermediği bir projeydi bence. Sinemaseverler arasında hep favori filmlerinin çekildiği mekanları ziyaret etmek tutkusu vardır. Bunlarla ilgili çalışmalar yapan hesapları dahi bulabilirsiniz. Benim de sinema mekanlarıyla ilgili tutkum doktora tezim sırasında başladı. Emrah’la önce Ankara’da geçen filmlerin mekanlarıyla ilgili çalışma yaptık. Ancak maps üzerinden ve çok daha lisans derslerine yönelik bir çalışmaydı. Sonrasında Nurşah kendisinin de benzer bir proje üzerine kafa yorduğunu söyleyerek benimle iletişime geçti. Onunla birlikte projeye daha popüler, tasarımın da bir parçasını oluşturduğu, sosyal medyaya yönelik bir şekil verdik. Son olarak Mert’in katılımıyla birlikte proje yönetmenlerin, sinema mekanlarının, festival işbirliklerinin de içinde yer aldığı daha fazla sinefillere yönelik, daha kompleks bir hal aldı diyebilirim.

Projede hedeflediğin temel şey neydi? Sinemanın geçtiği yerleri belgelemek mi, yoksa bu mekânlar üzerinden bir hafıza turuna çıkmak mı?


Aslında her ikisi diyebilirim. Projenin akla ilk düştüğü andan geldiği bu aşamaya kadar belli noktaları diri tutmaya çalıştık. Mekanları bulmak, ortaya çıkarmak, kolektif bellekteki yerini garantilemek bunun bir parçası. Hafıza turları dediğinize biz sine-masal deneyim diyoruz. Zira yalnızca hafıza tutu değil, kent sosyolojisinin, kent tarihinin, sinema tarihinin ve kadrajlar içinde geçişililiğin, yani yeni, kolaktif bir sinema deneyiminin iç içe geçtiği deneyimler oluyor bunlar. Ve aslında kent içinde belki de dönüp bakmadığımız mekanlara, oraya yüklenmiş duygulara uzanmayı sağlıyoruz.

Ziyaret ettiğin mekânlarda yıllar içinde nelerin değiştiğini gözlemledin? “Zaman” bu rotalarda kendini nasıl hissettiriyor?


Türkiye kentleri hızlı değişimlerin mekanları. Haliyle en basit haliyle mekanlar çok fazla değişiyor. Görünüşleri, anlamları, popülerlikleri, insanlar, vs. Tabi ilk bakıştaki farklılıklar hemen bir nostalji hissiyle zamanın akıp gittiğini size gösteriyor. Ancak daha önemli olan katılımcıların farklı yaş gruplarından, kültürel arka plandan gelmeleri farklı zaman ve nostalji algılarının birbirleriyle çatıştığı ve sonra uzlaştığı bir bütünlük yaratıyor. Bu süreçlerde zamanın aslında ne kadar kolektif ve hatta politik bir şey olduğunu anladığımı söyleyebilirim. Ya da şöyle bu politiklik nasıl oluşuyormuş o süreci izleme fırsatım oluyor.

O’Film Route kapsamında bugüne kadar hangi filmlerin rotasını gezdiniz? Seni en çok etkileyen mekân veya film hangisiydi?


Biz ekip olarak zaman zaman sinema salonlarıyla, kültür merkezleriyle, festivallerle ortak bunları kurguluyoruz. Sıklıkla Ankara’da yaptık. Yeraltı filmi düzenli bir etkinlik halini aldı. Düttürü Dünya’yı yürüdük. Aşk Tesadüfleri Sever’I yaptık. Bunun dışında Kızılay’a özel bir deneyim kurguladık. İstanbul’da Muhsin Bey yaptık. Galatasaray Üniversitesi’nden bir grup öğrenci Dönersen Islık Çal’ı deneyimlemek istemişler. Takipçilerimiz de deneyimleyip bizi etiketliyorlar biz de onları izliyoruz mutlu oluyoruz. Büyük ihtimal Issız Adam yapacağız yakın zamanda. Yeraltı ve Muhsin Bey filmlerin mekanlarla kurduğu bağ açısından beni her defasında düşünmeye sevk eden iki film sanırım. Rotaları da beni çok etkiledi haliyle. Yeraltı’nın Ankara’nın bir döneminin ve aslında her döneminin o karanlık atmosferini mekanlarında da hissediyor oluşumuz çok farklı. Muhsin Bey’in rotası ise Beyoğlu nostaljisini bize inanılmaz hissettiriyor. Mekanlarda “kaybın”” duygusunu yoğun hissediyorsunuz. O açıdan Muhsin Bey de çok etkileyiciydi.

Bu rotalarda sinema severler için beklenmedik bir “keşif” anın oldu mu? Bir sahnenin izini sürerken seni şaşırtan bir hikâye yaşadın mı?


İlk başta şaşırtıcı olan bir şeydi ancak daha sonra rotaların normali halini aldı. O da bir filmin izini sürerken katılımcıların aynı mekanla ilgili başka filme referans vermeleri. Bu insanda farklı filmlerin farklı zamanlarına geçiş yaptırıyor. Sinema ilk döneminden beri hem sanat insanlarını hem de bilim insanlarını zaten bu çoklu zaman ve mekan fırsatı sunmasıyla etkilmişti. Biz de bir rotada bir an bunu yaşamaya başladık. Ondan sonra da bunu rota deneyimlerinin içine entegre ettik. Bir de yürürken bazen tamamen olaydan bağımsız insanlar yanımıza geliyor onlarla karşılaşma anları çok değerli, bazen bazıları mekanlarla alakalı hiç bilmediğimiz şeyler söylüyorlar. Tabi polislerle yaşadığımız, bizim “toplu yürüyen” insanlar olarak aslında ne yaptığımızı anlatma anı var benim için her defasında ayrı bir heyecan.

Bu rotalar sinema turizmine de katkı sağlıyor. Türkiye’de bu konuda bir farkındalık oluştuğunu düşünüyor musun? Yurt dışındaki benzer projelerle kıyasladığında Türkiye’nin potansiyeli nedir?


Henüz daha çok niş, sinefillerin birbirleriyle iletişime geçmesini ve sinema filmleri etrafında bir sanat topluluğu yaratmayı hedeflediğimiz noktadayız. Böyle bir turizm potansiyeli var muhakkak bu işin ancak henüz böyle bir hedefimiz yok. Zaten benim doğal olarak yok. Ancak sinema filmlerinin gerçek mekanlarının, yani stüdyoların değil, bir parçası olduğu böyle bir fikir Türkiye için yalnızca belli başlı kentler için olasılık dahilinde diyebilirim. Türk sinemasının İstanbul odaklılığının bunda payı büyük. Ancak gittikçe artıyor tabi sinemamızın mekansal olarak yayılması. Yurt dışındaki örnekler genelde stüdyo gezileri şeklinde. Haritalama mevcut ancak bunu toplu bir deneyim haline getirmede tekil bir kaç örnek dışında örnek bulamadık. Bu açıdan biizm de nihai hedefimiz olan websitesi ve app fikri belki de diğer ülkelerde yapılan işler için de ufuk açıcı olacaktır.

O’Film Route gelecekte nasıl genişleyecek? Projenin arşivsel bir versiyonu, belgesel ya da dijital harita formatı üzerine bir planınız var mı?


Websitesi yolda, hedefimiz hem rotaların hem mekanların hem yönetmen ve senaristlerin ve oyuncuların filmlerin rotası ve mekanlarıyla olan ilişkilerini de görebileceğimiz bir ağ oluşturmak. Takipçilerimiz, yeni yol arkadaşlarımız olarak bizime iletişime geiyor. Birlikte rota çıkarmak isteyenlere ve gezmek isteyenlere kapılarımız açılmaya başlıyor. Halihazırda yaptık zaten. Bir video-essayimiz var ilk gösterimini ODTÜ’de ikinci gösterimini İşçi Filmleri Festivali’nde yaptı. Ankara’da geçen filmler üzerinden kent tarihine odaklanmıştık. Benzer video-essay ve belgesel projelerimiz devam edecek. Ekip genişledikçe daha fazla projeyi gerçekleştireceğiz. Nihayetinde websitesi ve app aracılığıyla topluluğun genişleyerek Türk filmlerinin çekildiği her yeri belgelemiş, insanların birbirleriyle tanışabildiği ve etkileşime geçebildiği bir platform olmak niyetindeyiz.

Son olarak, senin için bu yolculuk ne ifade ediyor? Bir film rotasını yürümek, aslında bir hikâyeyi yeniden yaşamak mı?


İnan senaryosu çekimler sırasında sürekli değişen, sürekli yeniden yazılan bir filmin içinde gibiyim. Hem projenin geneli için hem yürüdüğüm ve yürüttüğüm her rota için. Bazen katılımcılar duygularını girerken, kadraj içinde kadraj yaparlarken, vs. kendi bedenimden çıkıyor ve kendimi kendime uzak köşeden bakan çekingen biri olarak buluyorum. Bir rota çıkarmışım tabi ama oradaki belirsizlik hali benim gibi hayatının bir döneminde “beş yıllık planlar” yapan biri için kendimi aşma hatta dört-beş kere aşıp tur bindirme hali gibi. Bu bir yana, biz ilk başta ekip olarak şunu demiştik. Sinema filmi bir zamanlar topluca deneyimleniyordu. O büyük sinema akademisyenleri, yazarları, teorisyenleri sinema filmlerini böyle izlemişlerdi ve filmin iç dünyasındaki derin anlamların çıkarılması işini topluca deneyimleyerek yapıyorlardı. Bu; diğer izleyicileri de gözlemleme ve filmin alımlamasıyla da ilgili bilgiler ortaya koyuyordu. Yani bir sinema filminin “sanatsal yüce anlamlarını” analiz etmek için insanalrdan izole, evin bir köşesinde oturup kendi başımıza kalmak elzem değildi. Biz aynı bir zamanlar olduğu gibi sinema filmini tekrardan toplu bir deneyimin ögesi haline getirmek istiyoruz. İnsanlar mekanları, filmin hikayelerini birbirleriyle konuşsun ve paylaşsın istiyoruz. Mekanları yürüdükten sonra o yüzden bir yerde oturuyor ve bu birliktelik halini taçlandırıyoruz. Kolektif bir deneyim, kolektif bir enerji, kolektif bir sinema ve sanat anlayışı, filmin hikayesini kolektif bir biçimde yaşama ve hissetme halini geri çağırmak istiyoruz. Rotayı yürümek tam da bize hem mekanlara dair bir kolektif bellek imkanı sunuyor hem de katılımcılar arasında bir toplu duygu, his dünyası yaratıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir