Sanat tarihinde kadın bedeni ve yüzü, çoğu zaman bakılan, temsil edilen ve anlam yüklenen bir imge olarak konumlandı. Oysa çağdaş üretimde mesele artık yalnızca temsili sürdürmek değil; o temsili kırmak, dönüştürmek ve yeniden kurmak. Haydar Ekinek’in kadın portreleri tam da bu kırılma hattında duruyor. Van’lı sanatçı, yağlı boya yüzeyine çiviyle müdahale ederek estetik bir form üretmenin ötesine geçiyor; portreyi bir hafıza, direnç ve yüzleşme alanına dönüştürüyor. Ekinek ile kadın temsili, coğrafya ve yüzeye müdahale üzerine konuştuk.

Sizi kadın portreleri üretmeye yönlendiren temel motivasyon nedir?
Kadın portreleri benim için estetik bir yönelim değil; bir tanıklık alanı. Toplum içinde bastırılmış, görünmez kılınmış hikâyeler bu yüzlerde yeniden varlık buluyor. Resmettiğim her kadın, tekil bir figür olmanın ötesinde kolektif bir hafızayı taşıyor. Bu nedenle güzelliği değil, varoluşun katmanlarını görünür kılmaya çalışıyorum.

Kadın temsiline yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?
Kadını edilgen bir imge olarak değil, kendi hikâyesini taşıyan güçlü bir özne olarak ele alıyorum. Sanat tarihinde çoğu zaman bakılan figür olan kadın, benim portrelerimde izleyiciye bakan ve yüzleşme talep eden bir varlığa dönüşüyor. Bu doğrudan bakış, temsili tersyüz eden bir tavır içeriyor.

Van’lı bir sanatçı olarak coğrafyanın üretiminize etkisi var mı?
Van yalnızca bir doğum yeri değil; bir hafıza mekânı. Oradaki yaşam biçimi, kadınların gündelik hayattaki rolleri ve geliştirdikleri direnç üretimimin temelini oluşturuyor. Coğrafyanın sertliği ile taşıdığı şiirsellik, eserlerimdeki duygu yoğunluğunu belirliyor. Portrelerdeki ruh hâlinde bu ikili yapı hissedilebilir.

Yağlı boya üzerine çivi tekniğini nasıl geliştirdiniz?
Resim yüzeyini yalnızca boya ile sınırlı görmek istemedim. Yüzeye müdahale etmek, onu kırmak ve yeniden kurmak ihtiyacıyla çiviyle çalışmaya başladım. Çivi burada bir araçtan öte, müdahalenin ve iz bırakmanın sembolü. Zamanla bu yöntem, anlatım dilimin ayrılmaz bir parçasına dönüştü.
Bu teknikle vermek istediğiniz duygusal ve düşünsel etki nedir?
İzleyici ilk bakışta bir portreyle karşılaşır; ancak yaklaştıkça yüzeydeki kırılmaları ve müdahaleleri fark eder. Bu durum görme eylemini sorgulatır. Çiviler benim için yalnızca bir sertlik göstergesi değil; o sertliğin içinden çıkan direncin ifadesi. Yüzeydeki her iz, başka bir hikâyeye açılan eşik gibidir.
Eserlerinizde kadın hakları, eşitlik ve özgürlük meselesi nasıl bir yer tutuyor?
Bu mesele üretimimde bir tema değil, bir zemin. Kadınların maruz kaldığı eşitsizlikleri görünür kılmak ve varoluş mücadelelerini ifade etmek bir sorumluluk. Bu nedenle işlerim estetik bir nesne olmanın ötesinde, düşünsel bir pozisyon içeriyor.
Portrelerinizdeki güçlü ifadeleri nasıl kurguluyorsunuz?
Her portreyi bir karakter olarak ele alıyorum. O karakterin bir geçmişi, bir yükü ve bir direnci var. Bu yüzden ifadeler tesadüfi değil; uzun bir düşünme sürecinin sonucu. Özellikle bakış üzerinde yoğunlaşıyorum, çünkü anlatının merkezi orada kuruluyor.
