Olayların “şiddet derecesine” göre tepkilerimizi verdiğimiz bir yılı daha geride bıraktık. Geçtiğimiz yılda da canı yananın yaşı, cinsiyeti, görünüşü, işi, mertebesi; ve canının nasıl yandığına göre okuduğumuz haberlere yenilerini ekledik. “Nasıl ceza almaz?” demedik.
“O gece ne varmış üstünde?” dedik. Dedirttiler. Ölüm bazılarına hak görüldü, ya da bazıları zaten ölecekti… Bir de bu soruları öz irademizle sorduğumuzu düşündük. “Toplum gitgide geriliyor, tahammül azaldı” dedik, bizim de o toplumun tam içinde olduğumuzu göremedik. Herkes yeni yılın sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini dilerken, evinde yıllardır huzuru bulamamış olanların hikayelerini haber bülteninde verilen küçük yazılarla okuduk.
Sevgili okuyucu, komşum huzursuz, esnafım huzursuz, ağacım huzursuz. Durum böyleyken, bir ben olabilir miyim huzurlu?
Alışılan ölümler sıradanlaştıkça, bir ben olabilir miyim umutlu? Memleketimin üstünde kara bulutlar, alma bizi rüzgar. Alma bizi cana susamış insan…
Yitirdiğim her bir canımı topladım
Topladım da yerleştim memleketime
Eğ başın aşağıdayım
Bu son boğulmam
Son el uzatışım
Asma yüzün
Bana bunu hak görmüş ellerini açtığın
Hem gör sırtımı toprağa dayadım
Çamur kahvesi gözlerim durgun
Bense çıplağım