Sabretmekle katlanmak aynı şey değildir.

Sabır gösterişlidir, katlanmak mütevazı. Sabır biraz anlatılmak ister; katlanmak ise sessizce, dümdüz yapılır. Üstelik sabrın bir sonu vardır ve orası selamettir. Katlanmak öyle mi? Katlanmak, kredi kartı ekstresine benzer. Ay ay birikir, ne zaman neye harcandığı tam hatırlanmaz ama toplam her seferinde insanı utandırır.

Katlanmanın en fena tarafı, bu kadar efora rağmen bir marifet sayılmamasıdır. Kimse “iyi katlandın” diye tebrik etmez. En fazla, “idare etmişsin” denir. O da yarım bir iltifat bile sayılmaz.

Efendiler, acılar yarıştırılıyor, hazlar buharlaştırılıyor.

Geçenlerde biriyle tanıştım. Takvime ve aylara göre yaşamadığını, yeni yılı kutlamadığını söyledi. Hemen ona hak verdim. Zamanın on iki parçaya bölünmesinin büyük ölçüde keyfi olduğunu, bunun kültürel bir mitten öteye geçmediğini söyledim. Beni durdurdu.

“Yok, beni yanlış anladın,” dedi.

“Ben Wiccan takvimine göre yaşıyorum.”

Derin bir nefes aldım.

Bilirsiniz, büyük meselelerin özetlerini kaydırmalı Instagram postlarına koyup, yumuşak bir arka plan üstünde, estetik fontlarla şöyle laflar ederler: Koşullar kötü olabilir ama sen doğru hissedersen mesele kalmaz. Konforsuz olanı da konfor alanına dahil edebilirsin. Depresyonu deneyime, belirsizliği ihtimale, göçü içsel büyümeye dönüştürebilirsin, tüm bu deneyimlerle kendini (içsel) zenginleştirebilirsin.

İnşallah. Yani umarım.

Bireysel motivasyon kültürünü uzaktan ama gözümü ayırmadan izliyorum. Pratiğe dökülen bu anlam arayışını; kimyasal takviyeleri, soğuk duşu, bağ-doku ilişkisini, merkezlenmeyi, beslenme, öğrenme ve davranma öğretilerini ve tüm bunların görünür olma mecburiyetini ilgiyle takip ediyorum.

İlgim meraktan çok dayanıklılıkla ilgili. İnsan neye katlandığını bilmek istiyor. Yasla katlanmak aynı şey değildir. Yas tutarken itersin, katlanırken sürüklersin. Ölümle ilgili söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.

Yetişme çağı bu, mola vermek pahalıya patlar. Geri kalırız. İkilikler bizi sorguya çeker. Unuttuklarımızı yeniden hatırlamak, kaçırdıklarımızı telafi etmek zorundaymışız gibi yaşarız. Şu anda olanları kaçırmanın endişesiyle kavrulurken, zamanın telafisizliğiyle kırbaçlanırız.

Maazallah.

Neler oluyor? Kaydıralım.

Otel yangınları, evrakta sahtecilik, seferberlik, barikat, polis, boykot, ıslak mendil, gözaltı, tutuklama, bahis, hapis, taciz, istismar, ifşa, karine, Vargas, plastik mermi, sansür, doom scroll, brain rot, kara liste, cancel, linç, David Lynch, Ozzy, Brigitte Bardot, metan gazı, aile yılı

Bir nefes.

Ekonomi, liyakat, sponsor, tekelleşme, tekelleştirme, geç ödeme, hiç ödememe, borç, müze soygunu, KYK yurtları, adalet sarayı, lise giriş sınavı, uçak kazası, nerede kaldı kâğıt 500 TL, suikast, kayyum, Grönland, otoriterleşme, rehine, demir kubbe, one piece, mutlak butlan, old money, algoritma, kumpir midye, balistik füze, ihmal

Bir nefes daha.

Sumud, tazminat, cemaat, arazöz, damacana, daralma, sıkışma, tutanak, kaldıraç, kripto, kaldır kolları, provokasyon, erişim engeli, yolsuzluk, düdük ve powerbank, karot alma, zemin analizi, toplanma alanı, asgari ücret, gelir vergisi, matrah, Cloud Dancer beyazı, GPT, LLM, PR, ADHD, ASMR, DM, SGK, regülasyon, spektrum, 67

ARO, sizden.

Katlanması en zor olanı şu, herkes her şeyi çok iyi biliyor. Nasihat istemediklerin nasihat veriyor. “Aslında sen şöyle yapsana,” diye başlayan cümlelerin tonu hızla yükseliyor. İyiyle kötüye çabucak karar veriliyor. Tahammül etmek, dinlemek ne kadar zor. Köşeler tutuluyor, saflar sıklaşıyor. Nobranlık olmazsa olmazlar listesinde hızla yukarı tırmanıyor.

Ee bir şey yapmalı hey. (Teşekkürler Moğollar)

Ezcümle (yani başlıca), üretmeli, konuşmalı, mevcut bulunmalı. Tüm dizginler elinde, dolu dizgin olmalı. Üstelik bütün bunların yanında her zaman hazır olmalı. Her yerde, her koşulda. Sanki hiç durmadan yapılabilirmiş gibi. IFYP*

Kayıpların, yoklukların, veda edemeden gidişlerin yanına biraz hoş geldin, biraz “ne iyi ettik de geldik”, biraz “yanındayım” dediysek iyi. Yeterince “şerefe” dendiyse ala. Güvendiysek güvensizliklerin içinde helal. Hele duygulandıysak, gözlerimiz dolduysa, hayal kurduysak, şahane. Ve son olarak, yumuşak arka plan ve güven verici fontlarla:

Meseleleri mesele yapmalı. Gerisi zaten temenni.

*I Feel Your Pain

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir