Dokuz yaşında yaptığın, şimdilerde yapmadığın en çok neyi özlüyorsun?

Benim cevabım çok net: hesapsızca oyun oynamak. Oyun oynamayı çok seviyorum. Yetişkinliğimde ise bunu kontrollü bir şekilde tekrar hayatıma almayı seçtim; yaratıcı drama lideri ve oyuncu oldum.

Az önce “hesap vermek” ten kastettiğim tam olarak buydu. Çocukluktan yetişkinliğe geçerken toplum, oyuna ve oyunsu eylemlere eğilimimizi yargılamaya başlar. Çünkü artık buna ihtiyacımız yoktur; bunlar boşa vakit harcamaktır. Artık daha olgun bir kişiliğimiz olmalı ve oyun oynamak ciddiyetsiz, uçarı bir çocuk işi gibi görülür. Biz de bu yargıları farkında olmadan içselleştiririz. Oyun oynama ihtiyacı geri plana atılır, nadiren zaman ayrılan, dozunda bir aktiviteye dönüşür. Yani öğle arasında beş taş oynamak ya da toplantı öncesi isim–şehir oynayarak zihin egzersizi yapmak aklımıza gelmez. Çoğu zaman bu fikir saçma gelebilir. Hayat bir mücadele alanıysa, oyuna burada yer yokmuş gibi davranılır.

Oyun: Büyüdükçe Bastırılan İhtiyaç

İnsanın oyun oynaması yeni bir icat değil; büyüdükçe bastırılan bir ihtiyaçtır. Psikanalist Donald Winnicott’a göre oyun, sadece çocukluğa ait bir etkinlik değil; insanın kendisiyle ve dünyayla ilişki kurabildiği “potansiyel bir alandır. Bu alan ne tamamen iç dünyaya ne de bütünüyle dış gerçekliğe aittir. İnsan burada dener, yanılır, bağ kurar. Yani oyun, gelişimin değil; var olmanın alanıdır. İnsan bir oyunun içinde olduğu anda zihni tek bir şeye odaklanır, başka bir şey düşünmez.

Bedenin birçok bölümü aktifleşir, şimdiki zamanda kaldığı için çeşitli duygu katmanlarına geçiş yapar. Stratejik düşünme becerisi devreye girer, diğer insanlarla çok yönlü ilişkiler kurulur, hormonlar daha yoğun salgılanır; benzer pek çok aktif çalışma için beyin güçlü ağlar kurarak sağlam bir iş birliği yapar.

Bu tanıma baktığımızda, oyunun tek bir gelişim evresinden değil, insanın tüm yaşadığı dönemi kapsadığından bahsettiğini görürüz. Peki neden oyunu çocukluk işi gibi görüyoruz? Yetişkinlerde işlevine nasıl devam eder?

Yetişkinler, doğru–yanlış, eksik–kusursuz, yapılabilir–yapılamaz gibi kalıplar arasında sıkışır. Genel kuralları olan bir oyunun içinde, kazanma hırsıyla strateji yaparak bu kalıplardan sıyrılmayı ve esnemeyi deneyimlemek bize iyi gelir. Hata yapmanın çoğu zaman bir bedeli vardır; oyun oynarken hata yapılan yerden dönüp devam etmek ise mümkündür. Oysa iş hayatı, ev ve sosyal yaşam döngüsünde hareketlerimiz belli bir sıralamaya ve sınırlılığa girer.

yun ve Yetişkin

Fiziksel aktivitenin yoğun olduğu bir oyunda, hareket ettikçe bedenimizle ilişkiye geçeriz. Neye ihtiyacı olduğunu fark eder ve bunları karşılamak için çaba harcarız. Bana göre oyun kurmanın en kıymetli kazanımlarından biri ise yetişkinler ilişkilerinde rol çatışmalarında takılı kalmaktan kurtarmasıdır. Bir grup oyununda roller esner, çözülür. Daha derin temas kurulur ve bağ kurmak biraz daha kolaylaşır. Ortak alan kurma ve bir arada olma hissi güçlenir.

Örneğin, satın alma oyununda bir oyuncu iflasın eşiğine geldiğinde hâlâ oynamak isterse, onun kayıp vermeye karşı hassasiyetini fark ederiz. Bu da yetişkine özenli olmayı getirir.

Gelişim belli bir yaştan sonra durmaz; hayat boyu devam eder. O zaman oyun da insan hayatında ihtiyaç duyulmaya devam etmelidir. Çünkü oyun bizi hayattan koparmaz; aksine hayata daha sağlam tutunmamızı sağlar. Arkadaşlarınızla oynadığınız en uzağa atlama yarışından sonra, kaçırmak üzere olduğunuz metroya muhtemelen daha çabuk yetişirsiniz.

Hayat Mücadelesine Keyifli Bir Mola

Geçtiğimiz günlerde yolda yürürken, pipetle oynayan bir kedi gördüm. Tanıdık bu görüntü karşısında aklımdan bir düşünce geçti: Hayat mücadelesine keyifli bir mola!

Bu güzel kedi, hayatta kalma sınırları bellidir: karnını doyurmak, tehlikelere karşı korunmak, kendinden üstün canlılara karşı güvenli bir alanda durmak zorundadır. Ancak, bunlar onun oynamasına engel değil. Sadece kısa bir süreliğine durup, bir pipetle hayatta olmanın, canlı bir varlık olmanın tadını çıkarabilir. Savaşına kısa bir ara verebilir.

Yeni bir yılı yaşamaya alışmaya çalıştığımız bu günlerde, daha çok ve keyifli molalarınız olmasını dilerim.

Yazar: Selin Eresin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir