Bir sahaf ya da kitapçıya gelen insanların önemli bir bölümü, içeriye ne aradığını bilerek girer. Çoğu zaman bir arkadaş, öğretmen ya da “akıl hocası” olarak gördükleri birinin tavsiyesiyle hazırlanmış bir liste vardır ellerinde. Elbette sosyal medyanın etkisini de görmezden gelmek mümkün değil. Instagram’daki kitap sayfaları ya da YouTube’da içerik üreten kültür sanat kanalları bir kitabı önerdiği anda, uzun süre sorulmayan bir kitap bir anda piyasadan çekilebiliyor. İnsanlar, kitap seçimlerinde de kitleler halinde bir tarafa kolayca yönlenebiliyor. Dolayısıyla kitap seçimi, bireysel olandan çok toplumsal bir uzlaşıyla ilgilidir, dersek yanlış olmaz kanaatindeyim.

Bunun yanı sıra, müşterilerden kitap tavsiyesi isteyenler de oluyor. Sahaflığın en önemli görevlerinden biri de rehberlik. Çünkü kitap seçimi son derece kişisel bir mesele. Kitap önerirken okurun beğenileri, ihtiyaçları, merakları ve genel ruh hâli dikkate alınmalı. Bu yüzden kitap önerisi isteyen birine hemen rastgele bir kitap uzatmak yerine, önce onun neyi sevdiğini anlamaya çalışıyorum. Daha önce okuduğu ve beğendiği bir kitabı söylemekten kaçınıyorsa, bu kez izlemekten keyif aldığı bir film ya da film türünü soruyorum. Bir insanı tanımanın yollarından birinin beğenilerinden geçtiğine inanıyorum. Bir öneriyi de ancak karşınızdaki insanı tanımaya başladıkça verebilirsiniz. AVM kitapçılığına yakışır düzeyde hızlı ve kontrolsüz bir tüketim anlayışı, neyse ki sahaflar ve bağımsız kitapçılara henüz pek uğramadı.

Öte yandan kitap okumak isteyen ama nasıl başlayacağını bilemeyen insanlar var. Bu kişiler çoğunlukla ince kitapların daha kolay okunacağı yanılgısına kapılıyor. Oysa akıcı bir dilde yazılmış kalın bir kitap, birkaç gün içinde rahatlıkla bitirilebilir. Buna karşılık pek çok kitaplık, yalnızca birkaç sayfası okunmuş ve bir daha açılmamış kitaplarla dolu.

Bağımsız Kitapçılarda Çok Satanlar

Kendi gözlemlerimden yola çıkarak, çizgi romanlar ve nitelikli edebiyat eserleri raflarda en çok ilgi gören kitaplar. Edebiyat içinde ise polisiye ve bilimkurgu açık ara önde. Yanı sıra yalnızca tarih, bilim ya da din/tasavvuf üzerine okuyan birer okur profili de mevcut. Onlar da genelde okudukları alanda yeni eserler keşfetme arayışındalar. Bu arayış, okuma alışkanlığının hâlâ canlı olduğuna dair önemli bir işaret.

Sadece Ekonomik Olduğu İçin Değil

Ekonomik koşullar da okuma alışkanlıklarını doğrudan etkiliyor. Yeni kitapların fiyatları ciddi biçimde artmış durumda. Sahaflarda ise bir kitabı etiket fiyatının yarısına, hatta üçte birine bulmak mümkün. Elbette bu durum ikinci el kitaba yönelimi artırıyor. Ancak sahafa gelmenin tek nedeni ucuzluk değil. Bazı okurlar, daha önce kitabı okuyan kişinin düştüğü notları, çizdiği satır altlarını görmek için ikinci el kitapları tercih ediyor. Bu anlamda ikinci el kitap almak bana bir yolculuğa çıkmak gibi geliyor. Sahaflığı keyifli kılan en önemli şeylerden biri de bu: bilinmeyen ve öngörülemeyen bir şeyle karşılaşma fikri.

“Gençlerimiz Artık Okumuyor” mu?

Genç okurlar konusunda yaygın kanının aksine daha umutlu bir tablo görüyorum. Önceki nesillere kıyasla, gençler arasında nitelikli okur ve entelektüel adaylarının sayısının azımsanamayacak düzeyde olduğunu düşünüyorum. Okumayı sevdiği türlerde yeni çıkan kitapları takip eden ciddi bir kitle var ve bu sayede yayınevleri çok geniş bir çeşitlilikte kitap basabiliyor. Evet, baskı adetleri az görünebilir. Eskisi gibi büyük eserler, geniş kitlelere ulaşamıyor olabilir. Ama bu durum, farklı ilgi alanlarının çoğalmasından ileri geliyor. Artık daha çok kitap çeşidi ve kendi içinde konsolide olmuş okur grupları var. Koleksiyoncu ya da toplayıcı ruhla hareket eden bir okur profili de özel edisyonların piyasada yer almasını sağlamakta.

Bu okur gruplarının yanı sıra bir konu üzerinde derinlemesine okuma yapan, bir kitaptan yola çıkarak başka kitaplara ulaşmak isteyen ya da bir yazarın tüm eserlerini okumayı kendine hedef koyan okurlar da var.

Belki aktif okur oranı olarak geçmişe kıyasla daha küçük bir kitle var elimizde. Ama ne istediğini bilen, seçici ve ısrarcı bir okurdan söz ediyoruz artık. Dolayısıyla “okumak isteyen okuyor” diyebiliriz rahatlıkla.

Yazar: Mustafa Men

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir