Retrobüs ile Zaman Yolculuğu

Türk müzik tarihinde iz bırakmış şarkıları sahneye taşıyan Retrobüs, dinleyicilerini adeta bir zaman yolculuğuna çıkaran özgün bir proje. 70’lerden 2000’lere uzanan geniş repertuvarı, kabare formatındaki sahne anlatımı ve nostaljiyle günümüzü harmanlayan “postmodern retro” yaklaşımıyla Retrobüs, farklı kuşakları aynı şarkılarda buluşturmayı başarıyor. Kurucusu Fırat Şahverdi’nin ifadesiyle bu yolculukta amaç ünlü olmak değil; ustaları anmak, unutulmaya yüz tutmuş müzik mirasını yeniden hatırlatmak ve bu kültürü yeni nesillere aktarmak. Müziğin dijitalleştiği, tüketim alışkanlıklarının hızla değiştiği bir dönemde Retrobüs, sahne performansının ve canlı müziğin büyüsünü koruyan nadir projelerden biri olarak dikkat çekiyor. Retrobüs’ün kuruluş hikâyesinden yaratım süreçlerine, sahne deneyimlerinden müzik sektörüne bakışlarına kadar birçok konuyu kurucusu Fırat Şahverdi ile konuştuk.

1- Retrobüs’ü kurma fikri nasıl ortaya çıktı? İsminizin hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?

Retrobüs’ün hikâyesi 2011 yılının Ağustos ayında başladı. O dönem fotoğraf çekimleri, tanıtım dosyaları hazırlanıyordu. Kasım ayına geldiğimizde ise proje artık ete kemiğe bürünmüş bir hale geldi ve 2011’in sonunda ilk sahnesini yaptı.

O dönemde İstanbul’da metrobüs hattının Beylikdüzü’ne kadar uzatılması için çalışmalar yapılıyordu. Ben de o süreçten esinlenerek “Metrobüs Beylikdüzü’ne gidiyor, biz de Retrobüs’le geçmişe gidelim” dedim. Hatta espriyle “Bizde akbil yerine rock-bil geçsin” diyorduk.

İsim de buradan doğdu. “Retro” ve “büs” kelimesini birleştirerek geçmişe giden bir yolculuğu simgeleyen bir isim ortaya çıktı. Bizim derdimiz ünlü olmak değil; ustaları anmak, unutulmuş değerleri yeniden hatırlatmak ve bu müzik mirasını nesilden nesile aktarmak.

2- Kuruluş sürecinde en büyük motivasyonunuz neydi? Ve grubu kurarken karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

Başından beri amacımız kabare formunda, müzikal bir sahne dünyası kurmaktı. Ustaları anan, o dönemin kıyafetlerini giyen, dönemin hikâyelerini anlatan, insanların hem gülümseyip hem eğlenebileceği bir proje oluşturmak istedik.

Retrobüs aslında bir amaç değil, bir araç. İnsanlara “amaç değil aracız” mesajını verdik. Çünkü bizim derdimiz ünlü olmak değil; geçmişteki kıymetli müzik mirasını hatırlatmak.

3- Kurucu olarak Fırat Şahverdi’nin vizyonu bugün hâlâ grubun yönünü belirliyor mu?

Evet, o vizyonu hâlâ taşıyoruz. Bize karşı olan yoğun ilginin aslında geçmişe olan bir ilgi olduğunu biliyoruz. Bu yüzden şımarmadan bir elçi gibi yolumuza devam ediyoruz.

Retrobüs’ün misyonu ve vizyonu bu. O yüzden ulaşılmaz bir grup olmak gibi bir anlayışımız yok. Bodyguard’larla, menajerlerle dolaşan bir yapı değiliz. Hâlâ eski usul, biraz hippi ruhuyla yolculuk yapıyoruz ve o ilk günkü heyecanı korumaya çalışıyoruz.

4- Türk rock ve pop tarihinden sizi en çok etkileyen sanatçılar kimler? Ve bir gün beraber işbirliği yapmak istediğiniz müzisyenlerimiz kimlerdir?

Bize ilham kaynağı olan birçok usta var. Birini söyleyip diğerlerini söylememek haksızlık olur ama elbette öne çıkan isimler var. Cem Karaca ve Barış Manço bunların başında geliyor.

Benim için çok özel bir yeri olan bir sanatçı da İlhan İrem’dir. 2006 yılında, 16 yıl sonra ambargolardan çıkıp sahnelere döndüğünde afişinde “Ayrılıkların da sonu var” yazıyordu. Bu cümle bana çok büyük ilham verdi.

İlhan İrem’in felsefesi, şarkılarındaki mesajlar ve bazen bilmece gibi kurguladığı söz dünyası beni çok etkilemiştir.

İş birliği yaptığımız çok kaliteli müzisyenler oluyor. Orada da dediğim gibi birini söylersem diğerlerine ayıp olur. Ama müzik dünyasında hem saygı hem sevgi gören bir konseptiz. Dediğim gibi, çünkü kimseye bir mesafemiz, bir şeyimiz yok. Dolayısıyla herhangi bir iş birliğinde bir telefonla hemen kapılar açılıyor.

Çünkü müzisyen dünyası sanıldığının aksine aslında çok daha gönlü bol, kolay ulaşılır… Özellikle iyi müzisyenler büyüdükçe küçülürler. Onlara böyle bir telefon, bir mesajla ulaşabilirsiniz. Mesela müziğe yeni başlayanlar veya daha böyle amatör hissedenler şey sanır hep; ‘Hani iyi bir müzisyenin yanında kendimi kötü hissedebilirim, utanabilirim.’ Hayır, iyi bir müzisyen yeni başlayan bir müzisyeni, hatta hiç anlamayan bir arkadaşı bile asla bozmaz, asla kırmaz. Onun fikirlerine, hayallerine hep açıktır. Heyecanlanır hatta onun hayalleriyle… Onun hatalarını kollamaz, ona bir renk gözüyle bakar.

Dolayısıyla müzik dünyasında herkesle iş birliği yapmaya hem açığız, hem de bu tarz bir fikir olduğunda hem karşı taraftan hem bizden hemen bir araya geliriz zaten. Yüzde 99’u pırlanta gibidir müzik dünyasının, müzisyen olarak özellikle söylüyorum.

5- Retrobüs olarak bir projeye başlarken yaratım süreciniz nasıl ilerliyor? Fikir ilk kimden çıkıyor ve nasıl şekilleniyor?

Fikir çoğu zaman benden çıkıyor. Bunun sebebi sahnede anlatıcı ve solist olarak insanların ilgisini çekecek repertuvarı gözlemleme sorumluluğumun olması.

Amacım şu: dede ile torunun aynı şarkıyı söyleyebileceği bir repertuvar oluşturmak.

Yıllar içinde sahne deneyimi sayesinde insanların hangi şarkılara nasıl tepki verdiğini gözlemleme yeteneği kazandım. Ama yine de ekip arkadaşlarıma danışıyorum. Onların fikirleri de süreci zenginleştiriyor.

6- Retro şarkıları yeniden yorumlarken orijinal ruhu korumak ile modern dokunuş eklemek arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Biz yaptığımız işi “postmodern retro” olarak tanımlıyoruz.

Retro kelime anlamıyla sadece nostalji değildir. Geçmişe giderken geleceğin bazı unsurlarını da beraberinde taşımaktır.

Dolayısıyla hem geçmişin analog ruhunu hem de günümüz teknolojisini kullanıyoruz. Tamamen analog yapmak çok kısıtlayıcı olabilir, tamamen modern yapmak da ruhuna ters olur. Bu yüzden ikisini dengede tutuyoruz.

Kabare formatı da bize güncel konuları sahneye taşıma fırsatı veriyor. Bazen hiciv, bazen mizah, bazen taşlama yaparak gösteriyi canlı tutabiliyoruz.

7- Aranjman sürecinde grup içi fikir ayrılıkları yaşanıyor mu? Bu farklılıklar üretimi nasıl etkiliyor?

Fikir ayrılıkları oluyor ama biz bunu zenginlik olarak görüyoruz.

Arkadaşlarım genelde “Son kararın sende olacağını biliyoruz ama bizim fikrimiz bu” diyerek düşüncelerini paylaşıyorlar. Ben de onların fikirlerini çok önemsiyorum.

Son karar bende olsa bile o kararın içinde ekip arkadaşlarımın katkısı mutlaka oluyor.

8- Analog–dijital kayıt teknolojileri arasında bir tercihiniz var mı? Retro bir grup olarak teknik tercihleriniz konseptinizle örtüşüyor mu?

Bu konuda katı bir tercihimiz yok. Hem analog hem dijital imkanlardan faydalanıyoruz.

Ama şahsen biraz old school tarafım var. Hâlâ Cubase kullanan biriyim. Bunu şöyle anlatırım: WhatsApp çıkmış ama ben hâlâ MSN kullanan biri gibiyim.

Bu biraz bizim retro ruhumuzu da destekleyen bir durum.

9- Bir şarkının kayıt aşamasında en çok zorlayan kısım nedir: vokal, enstrüman, miks, mastering?

Mastering gerçekten çok zor bir süreç. Evde yaptığınız bir mix kulağınıza iyi gelebilir ama başka bir arabada, başka bir ses sisteminde bambaşka duyulabilir.

Bu yüzden mastering ciddi bir mühendislik ve sanat.

10- Prodüktörle çalışırken sanatsal kontrolü nasıl paylaşıyorsunuz?

Retrobüs oldukça açık bir yapı. Bir müzik mühendisi yanlış gördüğü bir şeyi rahatlıkla söyleyebilir.

Biz kapalı bir sistem değiliz. Herkes fikirlerini paylaşabilir.

11- Günümüzde müziğin dijital platformlarda tüketilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Spotify, YouTube gibi mecralar sizin için ne ifade ediyor?

Dijital platformlar sayesinde artık dinlenme verilerini çok net görebiliyoruz. Bu önemli bir avantaj.

Ama müzisyenlerin kazancı konusunda hâlâ bazı sıkıntılar var.

12- Fiziksel albüm döneminden streaming çağına geçişi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce müziğin değeri değişti mi?

Eskiden kasetlerde 10 şarkı olurdu ve gün boyu onları dinlerdik. Şimdi ise çok fazla seçenek var.

Bu yüzden bir şarkıya ayrılan süre bir dakikanın altına düşmüş durumda. Bolluk her zaman mutluluk getirmiyor.

13- Sosyal medyanın müzik dağıtımındaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Organik büyüme mi, algoritma mı daha etkili?

Ben organik büyümeden yanayım.

Hiçbir zaman bot takipçi ya da manipülatif PR yöntemleri kullanmadık. Bizim büyümemiz hep “fısıltı gazetesi” ile oldu.

14- Sahneye çıkmadan önce grubun bir ritüeli var mı?

Keskin bir ritüelimiz yok ama sahne öncesi birbirimize motivasyon veren sohbetlerimiz oluyor.

15- Farklı kuşaklardan dinleyicilerle buluşmak nasıl bir deneyim? Gençler ve eski kuşak aynı şarkılarda nasıl tepki veriyor? Geçmiş dönem müziklerini genç kuşaklara sevdirmek zor mu?

Bizim en büyük mutluluğumuz sahnede dede ile torunun aynı şarkıyı söylemesi.

70’lerden başlayıp 2000’lere kadar uzanan bir müzikal yolculuk yapıyoruz.

16- Sahnede yaşadığınız ve unutamadığınız bir anıyı paylaşır mısınız?

Bir keresinde sahnede bizi hayranlıkla izleyen biriyle sonrasında metrobüste yer kavgası yaptım.

Kostümü çıkardıktan sonra tanınmamak gerçekten çok komik bir durum oluşturmuştu.

17- Uzun yıllar birlikte müzik yapmanın en zor ve en güzel tarafları nelerdir?

Bu iş hem dünyanın en güzel hem de en zor işlerinden biri.

Ama güzel tarafından bakarsanız müzik yapmak, insanlarla buluşmak ve bunu yaparken para kazanmak büyük bir şans.

18- Grup içinde motivasyonu düşüren dönemler oldu mu? Bu süreçleri nasıl aştınız?

Pandemi döneminde 10 kişiye konser verdiğim bir anı hatırlıyorum. Ama o konser hayatımın en güzel konserlerinden biriydi.

19- Karar alma mekanizmanız nasıl işliyor? Demokratik bir yapı mı, yoksa belirli bir liderlik mi var?

Liderlik “ben buranın lideriyim” diyerek olmaz.

Krizi kim çözüyorsa lider odur.

20- Türkiye’de müzik sektörünün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Retrobüs olarak geleceğe dair hedefleriniz ve sektöre dair öngörüleriniz neler?

Bugün performans sanatçılığı çok daha önemli hale geliyor.

Yapay zekâ müzik üretimini kolaylaştırdı ama sahnedeki o anı hiçbir teknoloji taklit edemez. Bu yüzden genç müzisyenlere sahneye çıkmalarını, korkmamalarını ve deneyim kazanmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü sahne gerçekten dünyanın en güzel ofisidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir