Ses, bir insanın en güçlü kimliklerinden biridir. Kimisi için sadece iletişim
aracıyken, bazıları için bir sanata dönüşür. Türkiye’de yayıncılık ve spikerlik
tarihine iz bırakan isimlerden biri olan Füsun Ünsal, sesiyle milyonlara ulaşmış,
kelimelere hayat vermiş bir usta. TRT mikrofonların dan yayılan o eşsiz ton,
yıllar içinde hem diksiyon eğitmenliği hem de sesli kitap anlatıcılığı ile yeni
nesillere aktarılıyor.
Bugün ANKA Dergi olarak, spikerlikten diksiyon eğitmenliğine, sesli kitaplardan
Türkçemize sahip çıkma mücadelesine uzanan yolculuğunu, usta sesinden
dinleyeceğiz. Füsun Ünsal ile sesin ve dilin gücünü, birikimlerini ve mesleğe dair
farkındalıklarını konuşacağımız bu sohbet hem genç meslektaşlar hem de dil ve
anlatım tutkunları için eşsiz bir rehber niteliğinde.
Söyleşimiz, onun sesin yolculuğu, diksiyon ve ses eğitimi alanındaki
deneyimleri, Türk Diline sahip çıkma anlayışı, sesli kitap ve yayıncılık maceraları
ile sesin ve dilin toplum üzerindeki etkisi üzerine derinlemesine bir bakış
sunacak.
1-Füsun Hanım yıllar boyunca TRT mikrofonlarından milyonlara ulaşan
sesinizle bir döneme imza attınız. Bu yolculuğun sizin için en anlamlı ve
öğretici anı hangisiydi?
Bu yılın 23 Ocak günü meslekte 40 yılımı geride bıraktım. Her günü özel, her
günü öğretici, her ânı heyecan ve unutulmaz anılarla dolu geçti. Birini
diğerinden ayırmak yaşanmışlıklara haksızlık gibi geliyor. Ama yine de soruna
cevap vermek için şunu söyleyebilirim; üç sınav sonrası birbirinden değerli
isimlerin oluşturduğu jüri karşısında sözlü sınav vermek, ilk canlı
yayınım(Gecenin İçinden), ilk televizyon programım(Hanımlar sizin için),kendi
imkanlarımla gittiğim BBC’de geçirdiğim unutulmaz gün ki mesleğe bakış açıma
çok şeyler kazandırmıştır ve yıllar boyu her farklı canlı yayının getirdiği
heyecanlar ,unutulmaz isimlerle yaptığım röportaj ve canlı yayınlar(Tom Jones,
Ornella Mutti, Joan Baez, Huanito, Harlem’in yıldız oyuncusu Louis Dunber
(sweet Lou) ve pek çok Türk sanatçı, yazar, bilim adamı v.s) unutulmazdı.

2- Sesi ve sözcükleri böylesine ustaca kullanabilmek büyük bir disiplin
gerektirir. Siz, bu yeteneğinizi geliştirirken hangi yöntemleri ve içsel
alışkanlıkları önceliklendirdiniz?
O zaman yalnızca TRT vardı, kendimizle rekabet ederdik yani. Gözümüzde abide
olmuş ustaların karşısında hata yapmamak için müthiş bir gerginlik yaşardık
Bilmediğimiz şeyleri öğrenmek için peşlerinden ayrılmazdık ustalarımızın. Yani
hep çalışırdık hep öğrenirdik hep sorardık. Yanlış bir sözcük duyduğum zaman
doğrusunu yüksek sesle tekrarlayarak bilinçaltıma kazıdığım çok anlar olmuştur.
Ayrıca bir spikerin genel kültür birikimi ve bir dünya görüşü olmalı. İnandırıcı ve
güzel bir ses tonuna sahip olmalı, Dilinin tüm inceliklerini bilmeli. Tabii her daim
çalışmalı, öğrenmeli. Öğrenmenin sonu yok.
3- Sesli kitap okuma deneyiminiz, spikerlikten farklı bir boyut taşıyor.
Dinleyiciye yalnızca metni aktarmak değil, duyguyu ve ritmi de iletmek
gerekiyor. Bu süreç sizin için ne tür keşifler ve farkındalıklar yarattı?
Aslında spikerlikten farklı bir boyut taşımıyor. Spikerlik yaparken, haber
okurken dahi, duyguyu ve ritmi ya da ruhu yakalamak gerekiyor. Ben kitap
seslendirmeye yıllar önce Radyo 1’de yayınlanan “Bir Roman Bir Hikâye” adlı
programla başlamıştım eskiler o programı çok iyi bilir. Hatta ilk okuduğum
roman da Anna Karenina idi. Spikerlik sadece düzgün ve doğru konuşmak değil okuduğun metnin ya da anlattığın bir olayın ruhunu yansıtabilmek, dinleyici ya
da seyirciye o duyguları aktarabilmektir. Bunu yapamıyorsanız işinizi doğru
yapamıyorsunuz demektir. Kitap seslendirme yorucu bir iş ama bir o kadar da
zevkli ve sürükleyici. Bilmediğim yazarları keşfettim, farklı dünyalarda
yolculuklara çıktım.

4- Bir spiker olarak başladığınız kariyerinizde öğrendiklerinizle, sesli kitap ve
diksiyon eğitmenliği alanında genç nesile aktardığınız en kritik ilkeler
nelerdir?
Elbette önce diksiyon kuralları… Diksiyon dili doğru, bilinçli, anlamlı ve yerinde
kullanma tekniğidir. Ses, nefes, vurgu, tonlama, ulama, durak, metin
çözümleme bu sanatın, bu tekniğin araçlarıdır. Daha sonra geri bildirim ve
kişiye özel düzeltmelerle farkındalığının artmasını sağlamak gerekir. Eğitimde
herkesi aynı kalıba sokmak yerine, kişinin sesini, tonunu, kimliğini korumayı
hedeflemek önemlidir. Ama burada çok önemli bir unsur var, öğrenci eğitim
sonrasında çalışmaya devam ediyorsa işte o zaman söyleyiş düzelir, kişi
konuşma farkındalığını arttırır, kaygılarını azaltır ve kendini gerçekten geliştirir.
Diksiyon ve Ses Eğitimi
5- Diksiyon eğitmeni olarak Türkiye’deki diksiyon eğitimlerini nasıl
değerlendiriyorsunuz? Eksik kalan noktalar nelerdir?
Türkiye’de diksiyon eğitimi sosyal medyada sergilenen iyi konuşma gösterilerine
dönüştü. Özellikle sosyal medyada sözde eğitmenlerin bir bölümünün Türkçe
altyapısı yetersiz, dil bilgisi, anlam bilgisi, cümle kuruluşu, metin çözümleme gibi
temel alanlar neredeyse hiç yok. Buna rağmen kişiler, diksiyon eğitmeni sıfatıyla
ders veriyor. Kursların bir kısmında da diksiyon eğitimi verilmeden oyunculuk,
spikerlik, seslendirme eğitimlerine başlandığına şahit oluyoruz.
Yanlışlar anında işaret edilmiyor ve eğer ticari kaygı da güdülüyorsa
öğrencilere çok iyi yaptıkları söyleniyor. Tabii bazı yerlerde kısa sürede mucize
vadedildiği için öğrenci, eğitim bittikten kısa bir süre sonra eski alışkanlıklarına
dönüyor. Oysa diksiyon eğitimi zamanla ve bilinçli tekrarlarla gelişen bir
beceridir. İşte bu yüzden Türk Dil Kurumu tarafından 16-17 Şubat 2026 günlerinde 3.sü
gerçekleştirilen “Bir konuşma dili olarak Türkçe” çalıştayında, her işin bir
yeterlilik belgesi alınma zorunluluğu varken, Milli eğitim Bakanlığının hem
sosyal medyada hem de piyasada açılan bazı diksiyon kurslarının ve
eğitimcilerinin yeterliliğini mutlaka sorgulaması gerektiği konusunda fikir
birliğine varıldı.

6- Piyasadaki diksiyon kitaplarını incelediğinizde hangi yönleri güçlü, hangi
yönleri yetersiz buluyorsunuz?
Tabii sahadan yetişmiş, mikrofon ve stüdyo deneyimi olan akademik eğitim
almış kişilerin kitaplarını (ki sayısı az) ayrı tutarak söylüyorum, vurgu ve tonlama
işaretleri zaman zaman hatalı, çoğu kopyala yapıştır yöntemini kullanmış. Yani
ciddi bir intihal var.
9- Diksiyon eğitimi alacak kişiler için en temel önerileriniz nelerdir?
İlk olarak eğitmenlerinizin niteliğini araştırın. Özellikle sosyal medyada her
diksiyon eğitimi veren kişi gerçekten diksiyon eğitmeni değildir.
Amacınız güzel konuşmak değil doğru ve bilinçli konuşmak olsun.
Diyafram nefesi mutlaka öğrenilmeli, aksi halde uzun vadede sesiniz zarara
görebilir. Kısa sürede çok güzel konuşturmayı vaat eden eğitimlerden uzak durun.
Evde çalışmayacaksanız ilerleme sağlayamazsınız boşuna uğraşmayın.

Türk Diline Sahip Çıkmak
10- Türk Dil Kurumu’nun dilimizi koruma çalışmaları hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Türk Dil Kurumu bu konudaki çalışmalarına son yıllarda ciddi bir şekilde hız
verdi. 3 yıldır yapılan “Konuşma Dili Olarak Türkçe Çalıştayı” Türkçenin doğru
kullanımı ve diksiyon eğitimindeki yapısal sorunlar konusunda güçlü sonuç
bildirgesi hazırlıyor. Ancak burada Kurumun Türkçenin doğru kullanılması
açısından medya tarafından destek görmesi gerekir ki bir sonuca ulaşılabilsin.
11- Günlük hayatta Türkçemize yeterince özen gösteriliyor mu? Eksik kalan
noktalar nelerdir?
Ne yazık ki gösterilmiyor. Türkçeye özen gösterenlerin, doğru ve bilinçli
konuşup yazanların sayısı gittikçe azalıyor. Özellikle sosyal medyada,
gazetelerde, sokaktaki tabelalarda hatta resmî yazışmalarda bile pek çok yanlışa
rastlıyoruz. Yaygın kanının aksine doğru konuşmak sadece sanatçıların,
spikerlerin, bundan para kazanan kişilerin değil, herkesin “işi” olmalı. Ama
yayıncılar için bu sorumluluk daha fazla.
Dilimizde yörelere göre çeşitli söyleyiş biçimleri ortaya çıkmış. Elbette bu
bir kültür zenginliği… Ortak değerler ve dilin temel kuralları korunduğu
müddetçe bu durum doğal zenginliğimiz olarak kalacak ve böyle de kalmalı.
Ancak bahsettiğim yanlışların bununla hiçbir ilgisi yok. İşte dilin yozlaşması
burada ortaya çıkıyor. Dilimizi başka dillerin etkisinden koruma bilincimiz
yeterince gelişmemiş, fazla okumuyoruz, duygularımızı ifade edemiyor,
gördüklerimizi anlatamıyoruz çünkü sözcük hazinemiz sınırlı. Üç beş sözcüğün
etrafında dönüyor, uygun sözcük bulamazsak hemen bir dolgu malzemesi
kullanıyoruz; şey, yani, ıııııı gibi… Bunu engellemenin yolu kuşkusuz çok kitap
okumak…
Panik olan, heyecan yapan, falan olan, tekrardan ve tabii ki de diyen,
korkunç güzel, musmutlu, ayriyetten sözcüklerine bayılan kişilere karşı dilimize
gönülden bağlı olanların bu savaşı sonuna kadar sürdüreceklerine inanıyorum.

12- Dilimizi korumak için kişisel olarak uyguladığınız alışkanlıklar veya
önerileriniz neler?
Dışarıda o kadar çok yanlış sözcük, hatalı vurgu, kötü tonlama duyuyoruz ki
doğrularını otomatik olarak tekrarlarken yakalıyorum kendimi. Tabii bu
mesleğin getirdiği bir alışkanlık. Etrafınızdaki hataları duydukça, içinizde hemen
düzeltme isteği duyuyorsunuz. Bazı kişiler memnun oluyor ama bazıları da
hoşlanmıyor bu durumdan.
Dil sürekli değişen bir varlık. Çünkü yaşıyor. Değişimleri iyi takip etmek lazım.
13- Sosyal medyanın dilimize etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Olumlu ve
olumsuz yönler nelerdir?
Sosyal medyada sahadan gelen arkadaşlarımızın açtığı sayfalar var. Tıpkı
diksiyon eğitiminde eğiticinizin niteliklerine baktığınız gibi sosyal medyada da
bu sayfaları iyi seçmek lazım. Bazı sayfalarda eğiticinin geçmişi hakkında bilgi
yok, soruyorsunuz, cevap vermiyor. Bunlardan uzak durmak lazım. Dolayısıyla
ortada tehlikeli bir bilgi kirliliği var.
Sesli Kitap ve Yayıncılık Deneyimi
14- Sesli kitap projelerinde kendinizi hazırlarken hangi kriterlere dikkat
ediyorsunuz?
40 yıllık bir geçmişten sonra dikkat gerektiren bazı noktalar yaşamınızın bir
parçası haline geliyor. Ama özetlemek gerekirse sesi çok yormadan okumak,20-
30 dakikalık sürelerde mola vermek, kitapta varsa eğer yabancı sözcüklerin
okunuşlarını öğrenmek, karakter canlandırmalarını bir yere kaydetmek,
hızlanmadan anlatabilmek önemli kriterler.
15- Sesli kitap dinleyenler için kritik tavsiyeleriniz nelerdir
İyi bir ses seçmek önemli tabii. Bu da göreceli bir konu. Bir sesli kitapta
seslendirenin tekniği de önem kazanıyor. Örneğin duygu geçişleri yoğun bir
romanda, anlatanın ritmi ve tonlama hakimiyeti önemlidir. Yani bilinçli bir
dinleyici olmak gerek. Duraklar, susuşlar bazen bir cümleden daha çok şey
anlatır. Bu soruya uzun bir cevap vermek, dinleyiciye müdahale gibi geliyor
bana; o yüzden bu söylediklerim yeter sanırım.

19- Spiker veya sunucu olmak isteyen gençlere vereceğiniz en önemli
tavsiyeler nelerdir?
Spikerlik ve sunuculuk için, sıkı bir mesleki eğitimden geçmek ve bu
eğitimi meslek yaşamı boyunca sürdürmek çok önemlidir. Bunun yanı sıra bir
spiker bilgilerini güncellemek ve tazelemek, sözcük dağarcığını zenginleştirmek
ve genel kültür düzeyini yüksek tutmak için sürekli okumayı kural hâline getirmelidir. İyi bir gözlemci olmalı, çabuk düşünebilmeli ve bir kez daha vurgulamak istiyorum; kendini sürekli geliştirmelidir. Ardından bugün önemini yitirmiş gibi görünse de usta- çırak ilişkisinden olabildiğince yararlanmalı ve
kendini geliştirme yolları yaratmalıdır. Sonrasında ben spiker oldum demek,
mesleğin başında felakete davetiye çıkarmaktır çünkü gelişiminiz hiç
bitmeyecektir. Ama en önemlisi egodan arınmış ve tabii “insan” olabilmeli.
Bırakın sizi başkaları takdir etsin siz de alçak gönüllülükle sadece teşekkür edin.
Sesin ve Dilin Gücü
21- Sesinizi ve konuşma tarzınızı geliştirirken ilham aldığınız kaynaklar veya
kitaplar var mı?
Başlangıçta örnek aldığınız kişiler olabiliyor. Kiminin tonlaması hoşunuza gidiyor
kimini sesi kullanma biçimi kimininse vurguları ama sonun da kendi tavır ve
tarzınızı bulmak çok önemli. Mesleğe başlarken tek bir kitap vardı piyasada;
Nüzhet Şenbay’ın diksiyon kitabı. Bilgilerimizi, akademik kitaplardan Türkçe
kurallarla harmanladık zaman içerisinde. 2008 yılında “80 Yılın Sesi” ve 2014’te
“Spikerlik ve Türkçenin Kullanımı” kitaplarını TRT için hazırladık. Bu kitapları
birlikte yazdığım sevgili meslektaşım Hakan Şahin’i kısa bir süre önce kaybettik.
Özlemle anıyorum onu da…
22- “İyi bir konuşmacı” olmanın sadece teknik değil, aynı zamanda karakterle
de ilgili olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Sunum biçiminiz karakterinizi yansıtır. Dürüstlüğünüz söze güven
kazandırır. Tevazu sahibiyseniz konuşmanız gösterişten arınmıştır. Sorumluluk
duygunuzla, kelime seçimlerinize azami özen gösterirsiniz. Konuşma, karakterin
aynasıdır. Konuşmanıza karakterinizle ruh verirsiniz. Ama öte yandan
konuşmanızı zenginleştiren ve dinleten, beceri ve bilgi birikiminizdir.
23- Sesli anlatım ve diksiyonun toplum üzerindeki etkisi hakkında görüşleriniz
nelerdir?
1988 yılında 32 dil bildiği için Babil Dünya Ödülü’nü alan Johan Vandewalle,
Türkçenin kurallar sistemini inceledikçe satranç oyununa benzetmiş ve mantıklı, basit ve az sayıda olan satranç kurallarının benzerinin Türkçe dil bilgisi sisteminde bulunmasının Türk dilinin en büyülü özelliği olduğunu söylemiştir.
İşte bu büyülü özelliği diksiyon eğitimiyle bir araya getirdiğimizde diksiyon
sanatının yalnızca estetik bir beceri değil bireyin toplumsal mesleki ve kültürel
yaşamında etkili olmasını sağlayan temel bir eğitim alanı olduğunu görüyoruz.
Yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değil insanın kendini anlaşılır ve doğru bir
biçimde ifade edebilmesinin anahtarıdır. Bu sanatın eğitimi ise dili, bilinçle
kullanmanın yolunu açar. Diksiyonun kişiler üzerindeki etkisi çok kıymetlidir.
İnsanın konuştuğunun farkına varmasını sağlar. Aldığı nefesin, söylediği sözün,
çıkardığı sesin bilincine vardırır. Çünkü gerçek şu ki; herkes güzel konuşamaz.
Ama herkes daha doğru ve daha bilinçli konuşabilir.
24- Profesyonel yaşamınız boyunca öğrendiğiniz en değerli ders nedir?
Başta da söylediğim gibi 1986 Ocak ayında başladığım mesleğimin bugün 40.
Yılındayım. Bu geçen yıllarda sesin yalnızca duyulan bir şey değil kişinin zihnini
ve kültürünü yansıtan bir araç olduğunu öğrendim.
Dil bir Ulusun “Ulus” olma özelliğini koruyan en önemli unsur ve dilimizin,
kültür zenginliğimizi yansıtan en değerli varlığımız olduğunu, bir kez daha
anladım. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Dilin millî ve
zengin olması, millî duygunun gelişmesinde başlıca etkendir.” Dilimize sahip
çıkmak, öz değerlerimize sahip çıkmak anlamını taşıyor. Diline sevgisi saygısı
olmayanın, kendi kişiliğine de sevgi ve saygı duyamayacağını düşünüyorum.
